İnsan Yaşam Öncesi Ve Yaşam Sonrası
Yer, henüz soğumaya başlamış olmasına karşılık; bu olgu, dünyamızın özellikleri üzerinde önemli bir etken olmuştur. Dış kabuk, ilk bağlayışından bu yana katılaştığından alttaki plastik tabakanın durmaksızın soğumasıyla gelişen büzülme sonucu, içte kalan maddeye bol gelmeye başlayarak (tıpkı fırında pişen bir ayva gibi) buruşmaktadır. Soğuma sonucunda gezegenimizin yüzeyindeki buruşuk-lakiarla kıvrımların “manzara”ya güzellik katan sıradağlar olduğunu bilir miydiniz?
Ayrıca, yeryüzünün kırışması, bazı durumlarda yerel iç hareketlerden; sözgelişi, biriken tortul madde ağırlığının giderek artmasından da oluşabilir pekâlâ.
Yüzyıl kadar öncesinin yerbiliminde dağlar bir yüzey özelliği sayılıyordu. Herhangi bir dağ yığınının en bü-
yük bölümünün de yerin altında bulunduğu gerçeği şu son yıllarda kabul edilmiştir.
akan sellerle düz ovalardan daha çabuk aşınırlar. Yağmur sularının genel etkisi, kabuğun ufalanmasıyla oluşan belirgin özelliklerin hepsini siler ve kıt’aların yüzeyini geniş alçak ovalar haline getirmeye koyulur.
Gezegenimiz, iki milyar yıldan az bir zaman önce kızıl derecede bir ergimiş maddeden oluşmuştu. Canlı varlıkların belirmesi yüzeyinin bir kabuk bağlamasından sonradır ve genelde organik maddelerin varlığına olanak sağlayacak kadar soğuduktan sonra ortaya çıktığı sanılmaktadır.
Canlı varlıkların oluşumu, gökten yerin yavaş yavaş soğuyan yüzeyi üzerine tufanı andıran sıcak sular dökülerek ilkel yaşamın beşiği olduğu kabul edilen büyük okyanuslardaki çukurları doldurduğu çağa bağlanmaktadır.
Bilindiği ya da saptandığı kadarıyla, yeryüzünde varlığının ilk dönemleri süresince yaşam yoktu. Ancak koşullar uygun bir duruma gelince ortaya çıktı. 1865 yılında Richter’in ileri sürdüğüne göre; yaşam, sonsuz geçmişten beri vardı ve son derece küçük canlı sporlar ya da “kosmozon” lar biçiminde bir gezegen sisteminden başka bir gezegen sistemine geçiyordu.
Bir kosmozon, üzerinde gelişmesine uygun koşullar olan bir gezegene varınca hemen üremeye başlıyor ve uzun organik evreler geçirerek yaşamın bütün biçimlerine kadar gidiyordu.
Yaşamın nerede ve nasıl başladığı sorunu, doğa bilimlerinde en coşku verici sorunlardan biridir… Yaşamın kaynağını biraz ayrıntılı olarak inceleyen bilimadaraı Oparin; ilkel
okyanus sularında zaten adi bataklık gazı (metan) gibi bazı hidrokarbonlar bulunduğuna, bunların gezegenimizin yüzeyinde tarihin ilk başlangıcından beri varolan anorganik karbon bileşimleri (belki karbidler) üzerine suyun etkisiyle meydana gelmiş olduklarına dikkatli çekmişti.
Zaman ilerledi. Yeryüzü daha so-ğudu. okyanuslarda daha çok sular birikti ve güneşi gizleyen bulutlar da derece derece inceldiler. Artık dünyamıza bol bol düşen güneş ışmlannm etkisi altında ilkel mikroorganizmalar yavaş yavaş klorofil denilen ve havanın karbondioksidini ayrıştırmada gerçek yaran dokunan maddeyi geliş-
tiriyor, böylece sağlanan karbonu da yetişmelerine ve büyümelerine gerekli organik maddelerin yapısında kullanıyorlardı.
İlkel organizmaların bir bölümü, başka bir gelişme yolunu seçti. Besinlerini herkese yetecek kadar bol olan havadan alacak yerde çalışkan bitkilerin meydana getirdikleri “kullanılmaya hazır” karbon bileşiklerinden almayı yeğlediler. Bu asalak beslenme yolu çok daha yalın olduğundan o organizmalaı di enerji fazlası hareket yeneteği biçiminde gelişti. Ayrıca, besin sağlamak için hareket etme zorundaydılar.
Aynı Kategorideki Diğer Yazılar
Mumyalanarak 90 yıldır hiç değişmedi
Kanada'ya Düşen Meteor Taşının Parçaları Bulundu







Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.