İnsan Kendini Nasıl Kendini Tanımaya Başlamıştır | Teknoloji.Tc

İnsan Kendini Nasıl Kendini Tanımaya Başlamıştır

Ellerin sağladılan dokunma duyusu aracılığı ve gözlerin de yardımıyla insanlar doğadan yararlanabilmişlerdir. İşaretlerle de karşılıklı anlaşma doğduğundan, beyin gelişmiş, akıllı bir yaratık olmuştur. Böylece “aydın” araştırma çağı, hominienlc-rin eseri olan teknikle başlamıştır. İlk adımlar, elbet ağır ve korkak olmuş, insan, doğa olaylarının nedeni olarak birtakım görünmez güçlerin varlığını kabul etmişti.

Ne var ki, uzun deneyler ve mantıksal gerekler sonucu, burada kalmayıp bilimlere doğru yol almaya yönelmiştir.

Beyin ile elin uyumlu ortak işleyişi, insanların en büyük şansı sayılmalı. Fikir alıp verme yeteneğini kazanan beyin, aynı zamanda öğrenme, anımsama ve edinilen bilgilerden yararlanma yeteneklerini de edinmiştir. Artık onun yönettiği eller, hayvanlardaki gibi aynı şeyi sonsuzca teki arla makia yetinmeyip gereksinimlere göre çeşitli işlerin aracı durumuna geliyor ve insan “aiet”İn yaratıcısı olduğu andan başlayarak gücünü ve etkinliğini artırıyordu.

İnsanlık destanının önündeki perdenin kalkması ancak beş ya da ahi bin yüzyıl sonra gerçekleşmiştir ilk atalarımızın o zamanlar sürdürmüş oldukları savaşımı, tam olarak can-landırabümemiz mümkün değildir.

İnsanlar, maymundan farklı olarak aracını kullandıktan sonra atmamış, hatta bunu gelecek için saklamayı düşünmemekle de kalmayıp daha elverişli olması yolunda bir taşla vura vura sivriltmeyi akil etmişti. Böylece insanlar, insan olma yolundaki ilk adımı atmış oluyorlardı.

İkinci adım, iki sopayı yontup sivriltmek için birbirine sürterken kıvıl-

cım çıktığını büyük bir heyecanla gördüğü gün atıldı. Kıvılcım! Bazan, gök gürlediğinde ağaçlan tutuşturan ve insanları korkutup kaçırtan o olağanüstü olayın eşidir. İlkel insanın, ateşin bütün yararlarını anlayıp “takdir” etmesi için yüzyılların geçmesi gerekmiştir. İnsanlar, bu keşiften hemen yararlanamamışlar: Isınmayı, aydınlanmayı, et pişirmeyi ve üstlerine gelen düşman kuvvetlerini kendilerinden uzaklaştırmayı zamanla öğrenmişlerdir. Hatta ateşi sürdürmeyi akıl etmeleri için de aradan yine s’ok uz«n bir zaman geçmiştir.

ÇAĞLAR BOYUNCA

Tarih öncesi,milyarlarca yıl süren uzun bir evredir. Bilginler bu evreyi; Taş Çağı, Bakır Çağı, Tunç Çağı ve Demir Çağı diye dört döneme böler. Bu adlar o dönemlerde, silah, araç vb. yapmada kullanılan maddelere bakarak verilmiştir.

Taş Çağı, bundan 500 000 ile i 50.000 yıl öncesi arasındaki dönemi kapsar ve Yontma Taş Çağı (paieoli-tik) ve Cilâlı Taş Çağı (Neolitik) diye ikiye ayrılır. Yortma Taş Çağı da Uzak, Orta ve Yakın olmak üzere üç zaman diliminde incelenir.

Bugün, yalnızca en yakın geiişme-İerle ilgili sağlam bilgiler edinebilmiş durumdayız.

Yontma taşların en eskileri, her işe yarar bir alet olarak kullanıldığı anlaşılan iki yanı kabaca işlenmiş badem biçimindeki “Yumruk” tokmaklardır /Bunlar Uzak Yontma Taş Çagı*-mn (M.Ö. 500.000-300.000) kalıntılarıdır ve Avrupa, Asya, Afrika kıtasının hemen hemen her yerinde bunlara rastlanmaktadır. “Yumruk” tokmakların yapıcısı sayılan yaratık, 1954 yılına dek bilinmiyordu. “Belirti bir sanayinin yaratıcısı” sayılan bu yaratık da (Atlantropus kalma fosil

No tag for this post.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.