İnsanın Evrimi | Teknoloji.Tc

İnsanın Evrimi

Doğal sınırlarda – Avcılık – îlk evler – însamn küçük evreni – Usta olmanın kökeni – Dil ve konuşmak – “Neandertal Adamı” – İnsan konuşuyor- “Kromanyon adamı” – Yaşam biçimleri – İğnenin keşfi – Üstünlük kazanan eller – îlk çömlekçilik – Ekip biçmek.


İnsan, giderek kendisi gibi hayvanları da çevreleyen doğal sınırlan çoktan aşıyordu: Alet yapmayı öğrenerek önceleri yemediği şeylerle beslenmeye başlamış, doğayı kendisine karşı daha cömert olmaya zorlamıştı. Başlarda tek bir insan topluluğu-

nun geçinebildiği yerde artık iki, hattâ üç insan topluluğu geçinebilir olmuştu.

Daha sonraları büyük hayvanları avlanmaya başlamakla, insan, doğadaki yerini de eni konu genişletti.

Artık insanın bitkisel yiyeceklertoplayarak beslenmesine gerek kalmamıştı. Otlama işini, insan hesabına bi-AMİnîna ârfârve mâmüfİâr yapıyorlardı. Bu hayvan sürüleri bozkırlarda otluyor ve tonlarca otu kilolarca ete çevirerek semiriyorlardı. Böylece, İnsan bir bizonu ya da mamutu vurmakla yeterli bir besin ve güç kaynağına sahip oluyordu.Besin, insana son derece gerekliydi. Fırtınalı, tipîli ve soğuk günlerde yiyecek aramaya gidilemezdi. Yazı da, kışı da sıcak olan o bolluk dönemleri geçmişe karışmıştı çünkü.

Bir değişiklik, başka birdeğişikli-ği doğuruyordu.

İnsan, yiyecek ürünleri yapmaya başlayınca aynı yerde daha uzun sü-~fe yaşamak zorunda kalmıştı. Çünkü mamutunu beraberinde kolayca taşıyamazdı.

Başka nedenler de insanın başıboşluktan kurtulmasına yol açtı. Önceleri her ağaç insana yırtıcı hayvanlardan korunmak için sığmak olabilirdi.

Artık insanın yırtıcı hayvanlardan korkusu azalmıştı. Ama yeni bir düşman belirmişti: Soğuk!

Soğuktan ve kar fırtınasından korunmak için insanın güvenebileceği bir barınağı olmalıydı.

Gün geldi; insan, kocaman soğuk dünyada kendisi için küçük, sıcak bir dünya kurmaya koyuldu. Mağara ağızlarında ya da kaya diplerinde, deri ve dallardan yaptığı, ne yağmur ne kar ve ne de yelin giremeycçği bir çatı altına sığındı. Küçük dünyasının ortasında yaktığı ateş, gecelerini aydınlatıyor, kışın da ısıtıyordu.

Eski insanların avlanmak için yerleştikleri yerterde kulübenin çatısını tutan direkler vardı. Bunların izlerine bugün bile rastlanır. Direkler arasında ocak; yani, yapma güneşi çevreleyen kömürleşmiş taşlar bulunmuştur.

Duvarlar çoktan çöküp cürüm üsse de yerleri bellidir. İşte bu yerdeki topraktan, bu dünyayı kuran insanla ilgili birçok bilgi edinilir.

Taş bıçaklar, çakmaktaşı parçaları, parçalanmış hayvan kemikleri, ocaktaki kül ve kömür, toprak ve kumla karışarak doğada bulunmayan bir bütün meydana getirmiştir.

Ancak izleri kalmış bu evden çıkıp, birkaç adım öteye gidilecek olursa insan gücünden eser görülmez. Ne âlet bulunur, ne ocak, ne ocakta kömür ve kül, ne de kemik!

İnsan gücünün izlerini saklayan toprağı kazarken, bulunan taş bıçak ve kazma araçlarını gözden geçirirken ve çoktan sönmüş ocağın kömürlerini eşelerken önceki dünyanın insan için son dünya olmadığım apaçık görürüz. Çünkü İnsan, kendi özel ve küçük dünyasını kurmuştur.

No tag for this post.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.