İnsanın Usta Olma Sanatı | Teknoloji.Tc

İnsanın Usta Olma Sanatı

Her iş ustalık ister. Ama onu bir kişiden öğrenmek gerekir.

Eğer her marangoz, bahayı, bıçkı ve rendeyi kendisi bulmak, üstelik bunlarla nasıl işlemek gerektiğini düşünmek zorunda olsaydı, dünyada tek bir marangoz bulunmazdı.

Coğrafya öğrenmek için herkesin dünyayı dolaşması, Amerika’yı yeniden keşfetmesi, Afrika’yı incelemesi, Everest tepesine tırmanması gereksey-di ve bütün bunları birer birer anlat -saydı, buna bir insanın yaşamı yetmezdi.

İnsanların gittikçe daha çok şey öğrenmesi gerekiyordu.

Yaban hayvanlarının İzini gütmek, vurulan hayvanın derisini yüzmek, kulübe kurmak, taş bıçak yapmak; bütün bunlar hüner ve ustalık isterdi.

İnsan usta olarak doğmaz, ustalık sonradan öğrenilir.

İnsanın hayvandan ne kadar uzaklaştığı ve ondan ne kadar ayrı olduğu asıl burada görülür.

Hayvanların derilerinin rengi ya da gövdelerinin şekli gibi doğal olu-şumlanyla bunların kullanma yetisini de ana ve babalarından soyaçekim yoluyla alırlar. Domuzun toprak kazmayı öğrenmesine gerek yoktur. Çünkü burnu bu işe elverişli olarak doğar. Kemirgenler de ağaç kemirmeyi ve kesmeyi kolayca öğrenirler. Çünkü kemirmeye ve kesmeye elverişli dişleri vardır. Bu yüzden hayvanların ne âletleri vardır, ne de okulları.

İnsana gelince iş değişir.

İnsan; âletlerini kendisi yapar, onlarla doğmaz. Bunun için de onları kullanma yetisini, ana – babasından miras olarak değil, öğretmenlerinden ve deney sahibi insanlardan alır.

İnsan, dilbilgisi kurallarını ve aritmetik problemlerini çözme yöntemlerini doğuştan bilseydi, bu tembellerin pek hoşuna giderdi herhalde. O zaman insanların okula gereksinmeleri kalmazdı. Kalmazdı ama, bu da insanın pek yararına olmazdı. Okulsuz, hiçbir şey öğrenilmez. İnsana özgü beceri ve yetenek bir noktada donup kalır, bir sincabınkİIerden farksız olurdu.Bereket versin insan hazır beceri ve yetenekle doğmaz. Öğrenir ve Öğretir: Her kuşak, insanlığın ortak deneyim hazinesine yeni bir şeyler katar. Böylece deneyim gittikçe artar.

İnsanlığın bilgi sınırlan durmadan genişlemektedir.

tnsam insan eden; ona bilim, teknik sanat ve kültür veren, hep o bin yıllık okul; gerçek Öğrenme okuludur. İnsan bin yılık okulda öğrenime Taş Çağı’nda başlamışa. Usta avcılar, gençlere zor avcılık mesleğini; yani yaban hayvanlarının toprak üzerinde bıraktıkları İzleri tanımayı, ürkütülmeden ava nasıl yaklaşmak gerektiğini öğretegelmişlerdir.

Ev işlerinde de bilgi ve deneyim gerekti. Kadın ev işlerinden başka kulübe kurmayı da becermeliydi. Odun kesmeyi de terziliği de.

Her İnsan topluluğunda yaşamları boyunca edindikleri iş ve deneyimlerini gençlere veren, bilgili yaşlı erkekler ve kadınlar olmuştur.

Peki ama, kendi ustalığını, bilgi ve deneyimini insan başkasına nasıl verebilir?

Göstermek ve anlatmakla.

Bunun için de dil gereklidir.

Hayvanların yavrularına, doğal birer araç olan pençe ve dişlerinden faydalanmayı öğretmeleri gerekmez. Bunun için de hayvanların konuşmayı becermeleri hiç de zorunlu değildir.

İnsan konuşmak zorundaydı.

Dil, hem ortaklaşa çalışma, hem de yaşlıların deneyim ve ustalıklarını gençlere öğretmeleri İçin gerekliydi.

Peki, Taş Çağı insanı nasıl konuşurdu?

Mağaraların derinliklerinde, ilk insanın avlanırken yaşadığı yerlerde, çoğu zaman insanın kendisi, daha doğrusu kalıntıları da bulunur.

1924 yılında Simferopol yakınlarındaki Kiik-Koba adiı mağarada arkeologlar ilke! bir İnsanın kemiklerin buldular. Bu insan mağaranın ortasında eşkenar dörtgen biçimli bir mezara gömülmüştü. Yine aynı mağarada geyik kemikleri ve taş âletler de bulundu. Taş Çağı’mn başlangıcında yaşamış olan insanlara özge böyle bir konul, Özbekistan’daki Teşik Taş mağarasında da bulunmuştu.

İlk avcılar burada bir dağ geçidinin yamacına yerleşmişlerdi. Başlıca avları kolay kolay yakalanamayan dağ keçisi olduğuna göre, bunlar çok çevik ve atik olmalılardı. Teşik Taş mağarasında taş âlet ve hayvan kemiklerinden başka, sekiz yaşlarında

bir çocuğun kafatasıyla kemikleri de bulunmuştu.

Taş Çağı’mn başlarında yaşamış olan insanların kalıntıları birçok yerlerde (Amerika kıtası dışında) bütün kıtalarda bulunmuştur.

Bu döneme ait kalıntılarandan biri, Neander ırmağı vadisinde bulunduğu için, bilimadamlan, o dönem İnsanlarına “NeandertaJ adamı” derler.


“Neandertal adamı” doğru bir adlandırmadır. Kendisine bu tür yeni bir ad vermek gerekiyor; çünkü onu pitekantropos’tan ayıran yüz binlerce yıl içinde değişmiştir.

Beli doğrulmuş, elleri daha çevik-leşmiş ve yüzü insan yüzüne daha çok benzemeye başlamıştır.

Neanderta! adamının kafatası üzerinde yapılan incelemeler beyninin, Pitekantropos’unkİne oranla büyümüş ve gelişmiş olduğunu göstermiştir.

insanın bin yıllar boyunca çalışmaları boşa gitmemiş; kendisini, hele ellerini ve kafasını baştan başa değiştirmiştir. Çünkü hep kafa buyurmuş, eller çalışmıştı.

İnsan, bir taş parçasına keski biçimini vermeye uğraşırken kendisi farkına varmadan parmaklan da değişiyor; daha çevikleşiyor ve daha us-talaşıyordu. Aynı zamanda beyni de değişe değişe bileşik bir şekil alıyordu.

Neandertal adamı’nı çağdaş insandan ayıran alnı ve çenesiydi. Aim arkaya doğru eğik; çenesi de var mı, yok mu belli değildi. ‘


Hemen hemen alınsız olan bu kafatasında çağdaş insanın beyin kısımlarından bazıları eksikti. Alt çene de konuşmaya elverişsizdi.

Böyle bîr alma ve çeneye sahip olan insan, şimdiki insan gibi düşünüp konuşamazdı.gerekiyordu. Bunu gerektiren benzerleriyle ortaklaşa çalışmalarıydı.

Çünkü İnsanlar birlikte çalıştıkları zaman işle ilgili şeylerde biraz olsun birbirlerini anlamalıydılar. İnsan, çene altı bölgesinin ve çenesinin gelişip, konuşmaya elverişli duruma gelmesini bekleyemezdi. Çünkü bu, binlerce yıl isterdi.

Peki, insanlar nasıl anlaşıyordu?

Tüm vücuduyla. Henüz bir özel

konuşma organı olmadığı için bütün vücudu konuşurdu: Yüzünün kasları, omuzlar, ayaklar ve en çok da eller.

İlk insanlar da sözlerle konuşmayı bilmezlerdi. Ama başka insanlarla anlaşmaya yardım eden elleri vardı.

İnsan, “kes” diyeceğine, bu anlamı belirleyen bir biçimde elini sallardı: “ver” diyeceğine avucunu uzatır; “buraya, yanıma gel” yerine deparmağını kıvırarak işaret ederdi. Sesi de ellerine yardım eder, karşısındakinin dikkatini jestlerine çekmek için bağırır, böğürürdü.

No tag for this post.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.