İnsanlar Nasıl Konuşmaya Başladı
Jestlerle konuşma dilinden bugün de faydalanırız.
“Evet” demek istediğimiz çoğu durumlarda bir baş hareketiyle yetiniriz.
“Orada” ya da “oraya” demek istediğimizde parmağımızla işaret ederiz. Hatta bunun için ‘ ‘işaret parmağı” dediğimiz, konuşan özel bir parmağımız var.
Selâmlaşırken başımızı eğeriz, başımızı sallarız. Omuz silkeriz; çaresizlik olarak ellerimizi açarız, kaşlarımızı çatarız, dudak ısırırız, kaşlarımızı çatarız, dudak ısırırız, dudak bükeriz, elle gözdağı veririz. Yumrukla masaya vururuz ayağımızı yere vururuz, el sallarız, başımızı iki elimizin arasına alırız, elimizi kalbimize götürürüz; kucaklama anlamına ellerimizi yana açarız, elimizi uzatırız.
İşte size içinde tek bir söz olmayan bir konuşma.
Bu “dilsiz dil”, jestler dili hiç unutulmaz. Çünkü bu dilin bazı yararlan vardır. Bazan uzun bir konuşmayla anlatılamayan birçok şey tek bir hareketle anlatılabilir. İyi bir oyuncu yarım saat tek söz söylemez; ama, kaşları, gözleri ve dudakları yüzlerce sözü anlatır.
Bayraklar aracıyla iki gemi arasında nasıl konuşulduğunu görmüşsü-nüzdür. Bu konuşma yöntemi olmasaydı, rüzgârın ve dalgaların uğultusunu, bazan da top seslerini bastırabilmek için çok güçlü bir ses gerekirdi. Ayrıca böyle durumlarda kulağın da insana pek faydası olmaz. O zaman iş gözlere düşer.
Binlerce yıl yaşadığına ve insanla-
ra bugün de gerekli olduğuna göre, jest dilinin hiç de kötü bir dil olmadığı anlaşılır.
Uzmanlar insan sözünü “işaretleri haber veren İşaret” olarak niteler.
Başlangıçta, “işaretleri haber veren işaret” salt jest ve bağırışlardı. Göz ve kulakların aldığı bu “işaretleri haber veren işaretler”, bir telefon merkezine gider gibi insanın beynine giderdi. Beyin, “işareti haber veren İşareti”; yani, “bir hayvan yaklaşıyor” sözünü kapınca hemen ellere, “kargıyı daha sağlam tutun”; gözlere, “yapraklara daha dikkatle bakın”, kulaklara, “ormanın çatırtı ve hıştrtalınnı daha iyi duyun” diye emrederdi.
Böyle işaretler, hareketler ve bağırmalar arttıkça ve beyne gelen “işaretleri haber veren işaretler” sıklaştık-ça, insanın kafasında bulunan bu “merkez istasyon”un işi de o derece artıyordu. Beyinde yeni yeni hücreler meydana geliyordu. Beyin gelişiyor ve hacmi büyüyordu.
Neandertal Adamı’mn kafatası hacmi, Pitekhantropos’unkinden 450-500 ç3 büyüktür. İnsanın beyni gelişiyor ve insan düşünmeyi öğreniyordu.
Anımsatan bir işareti görünce gece bile olsa, güneşi düşünmeye başlıyordu.
Kendisine gidip mızrağı getirmeyi gösterdiklerinde, mızrak yakında olmayıp görünmese de, onu düşünebilir olmuştu.
Birlikte çalışma; insana konuşmayı ve konuşma da düşünmeyi öğretmişti.
İnsan aklını doğadan bir armağan olarak almamış, kendi gücüyle kazanmıştır.
Öte yandan insanlar, hiç farkında olmadan âletlerini de, evlerini de, çalışmalarını da değiştiriyorlardı.
Her yeni âlet, ilk zamanlarda eskisine çok benzerdi, tik mızrak, kargıdan pek az farklıydı. İlk ok, mızrağa çok benzerdi. Fakat okla kargı, birbirinden artık iyice farklılaşmıştı. Ok ve yayla avlanmak, kargıyla avlanmaya hiç benzemezdi. 1 İnsanın yalnız âletleri değil, kendisi de değişiyordu. Bunu kazılarda bulunan İskeletlerden anlıyoruz. Mağaraya giren insanı, buz çağının sonunda mağaradan çıkan İnsanla karşılaştırırsak, bunların başka başka iki varlık olduğu görülür. Mağaraya giren; henüz maymuna benzeyen, beli büyük, bocalaya bocalaya yürüyen, hemen alınsız ve çenesiz Neandertal Adamt’ydı. Mağaradan çıkan da dış görünüşüyle bizden pek az farklı olan, boylu boslu Kromanyon Ada» mı’ydı.
Aynı Kategorideki Diğer Yazılar
Mumyalanarak 90 yıldır hiç değişmedi
Kanada'ya Düşen Meteor Taşının Parçaları Bulundu






Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.