İNSAN YAŞAMINDAKİ YENİ AŞAMALARI | Teknoloji.Tc

İNSAN YAŞAMINDAKİ YENİ AŞAMALARI

Çiftçilik konusunda – Tohum ve toprak – Erkek-kadın ilişkileri -Sabanın keşfi – Toplu yaşamda iş bölümü – Hayvancılık – insanın kendi gücü ile – Göçebe insan – İlişkilerdeki uyumsuzluk – Kölelik keşfediliyor – Canlı bir motor – ilk ticaret – Değiş-tokuş.


Eski çağlardan beri kadınlar toprak işleriyle uğraşır, erkekler de hayvan güderdi. Toplulukta hayvan sayısı az olduğu sürece kadının yaptığı iş; yani çiftçilik, başta gelirdi. Et, çok seyrek yenir, süt içilmezdi. Kadınların topladığı ürün olmasaydı, evde yiyecek bir şey yok demekti. Zaten o çağlarda yiyecek olsa bile, sofraya çoğu zaman arpa ekmeği ya da bir avuç kuru tane konurdu. Nedeni, fazla bir şeylerinin olmamasıydı.

Yine kadın eliyle toplanmış bal ya da yaban meyveleri de ekmeğe katık olurdu. Evin efendisi olduğundan her şeyi kadın yönetirdi.

Fakat durum her yerde ve her zaman böyle değildi. Bozkır bölgelerinde tahıl iyi yetişmiyordu. Otlar, yerini tahıla bırakmak istemiyorlardı; kökleriyle toprağa sımsıkı tutunmuşlardı. Onların kapladığı katı ve bereketsiz toprağı çapayla kazmak zordu.

Üç-dört kadın koşulduğu halde tırmık toprağı ancak üstün körü ka-_bartabiiirdi.

Şöyle böyle kabartılmış toprağa ekilen tohumu güneş kavurur, kuşlar da yerdi. Bu yüzden ekinler çok cılız ve seyrek biterlerdi. Bundan başka kuraklık da kendine göre bir ayıklama yapar; ekinleri yakar, fakat her şeye dayanıklı yabanıl otlara dokunmazdı.

Orak vakti gelince de biçilecek bir şey kalmazdı. Çünkü yabanıl otların arasında başaklar görünmezdi. Bozkır otlan, kovulduktan sonra geri dönmüş düşman ordularının bayrakları gibi dalgalanıp dururdu.

Tahıl yerine yaban otlan bittiğine göre.bel büküp kol yormaya ne gerek vardı?

Fakat insanın yabanıl ot deyip hor baktığı, gerçekte hayvanlar için yemdi. Bozkırlarda inek ve koyunlar doya doya otlayabüirlerdi. Bozkır onlar için bereketli bir sofraydı.

Yıllar geçtikte hayvan sayısı da artıyordu. Erkek, bıçağını kuşağına sokup sürüyü güderdi. Çobanın sadık dostu olan köpek, koyunları bir yere toplamakta sahibine yardım eder, bozkırda’dağılmalarına meydan vermezdi. Hayvan sürüleri gittikçe çoğalıyor; insana daha çok süt, et ve yün veriyordu.

Ekmek yetmiyordu; fakat bol bol koyun peyniri vardı, koyun etinden çorba pişiriliyordu.

Böylece bozkırda çobanın; yani erkeğin gücü birinci derecede önem kazanmaya başladı.

Erkek, çok geçmeden kuzey ormanlarında da kadını arka plana itti. İsveç’te kaya üzerine çîzümİş eski bir resim bulunmuştur. Resimde bir çiftçi “tasvir” ediliyor.

Acemice çizilmİş bu resimde çiftçi, çocukların çizdiği insanlara benziyor. Resmin iyi ya da kötü çizilmiş olmasının bir önemi yoktur. Resim, bizim için yalnızca bir tanıktır. Üstelik çiftçinin saban ardınca gittiğini ve sabanı da öküzlerin çektiğini apaçık gösterir bize. Kazmaya çok benzeyen bu sabanın, insanlık tarihinde İlk saban olduğu söylenebilir. Kazmadan farkı yalnız şudur: Kazmaya uzunca bir sırık, yani ok takılmış ve bu oka insan yerine öküzler koşulmuştur.

Sizin anlayacağınız, insan ilk motoru bulmuştur. Çünkü sabana koşulmuş Öküz, canlı bir motor olup, madenden yapılmış traktörün canlı ata-sıdır. İnsan, öküze boyunduruk vurarak kendi işini ona yüklemişti. Önceleri insana yalnız etini, sütünü ve derisini veren hayvan artık gücünü d^

vermeye başlamıştı.

Boyunları boyundurukta, hantal fakat güçlü öküzler tarlalarda saban çekmeye başlamışlardı. Saban, toprağı kazmadan daha derin sürüyordu. Sabanın geçtiği yerde evlek evlek sürülmüş topraklar uzanırdı.

İlk çiftçi olanca gücüyle sabanın sapına sarılmış, öküzün tüm gücünü harcaması gerekmişti. Hayvana hem toprağı sürdürüyor, hem harmanı dövdürüyor, hem de ürünü taşıtıyorlardı. Güzün öküze harmanda başaklan çiğnetip dövdürür, sonra tekerlek-siz bir ağır arabaya koşup tahıl dolu çuvalları tarladan eve sürükletirlerdi.

Hayvancılık çiftçiliğe yardımcı olmuştu. Erkek, hayvan gütmekle beraber yavaş yavaş çiftçilikle de uğraşmaya başlamıştı. Bu, onun evdeki etkinliğini artırmıştı.

27

Çocuklar ana soyunda değil, artık baba soyunda kalıyorlardı. Kan yakınlığı da ana tarafında değil, baba tarafında aranmaya başladı. İnsanın adına ve soy adına “filânın oğlu” diye bir ek konuldu.

insanın zamanında bulmuş olduğu sihirli hazine kendisine gittikçe daha yararlı olmaya başlamıştı. Bozkırda binlerce koyun otluyordu. Tarlada çiftçi yumuşatılmış kara toprağa basa basa, ağır ağır yürüyen öküzleri dehliyordu.

Bereketli vadilerde İlk bahçeler, ilk bağlar çiçek açıyor, bir hoş kokuyorlardı. Akşamları insanlar evlerinin Önündeki incir ağaçlan altında bir araya geliyorlardı.

İnsan, kendi gücünden gittikçe daha çok nimetler görüyor, daha çok çalışması gerekiyordu. Her üzüm salkımında, her buğday başağında insanın kendi gücü vardı.

Yalnız üzüm yetiştirmek bile başlı başına ne büyük bir yorgunluktu. Ağır salkımları toplayıp taş tenekeye döker, şırasını çıkarmak için ezerler ve çiğnenen üzümün kara kanını keçi postu giymiş güzellerin güzeli tanrıya, çekilen acılar için tören türküleri söylerdi.

ilkbaharları su taşkınlanyla toprağın sulanıp gübrelendiği vadilerde doğa da iyi ürün için elinden gelen her şeyi yapıyordu sanki.

Çiftçi yine de boş durmazdı. Tarlaları sulamak için arklar açar, bentler yapar, suyu en çok gerekli olan yerlere akıtırdı.

İnsanlar tarlalara bereket veren ırmağa dua ederlerdi de, kendi güçleri olmaksızın yeryüzünde yabanıl otlardan başka bir şey bitmeyeceğini bilmezlerdi.

Çiftçinin işi gittikçe artıyordu. Ama hayvancının da dinlenmeye vakti yoktu. Bozkırda oüayan hayvan sü-

rüleri günden güne değil, saatten saate artıyordu. Sürü büyüdükçe, iş de çoğalıyordu.

Büyük bir sürü otlakları hemen tükettiğinden köyden gittikçe daha uzak meralara sürülürdü. Eninde sonunda köy halkı, evini barkını bırakıp varını yoğunu develere yükleyip sürüleri öne katıp peşlerine düşer oldu.

Köy halkı bırakıp gittikten sonra tarlaları yaban otlan kaplardı. İnsanlar bulundukları kurak bozkırları bırakmış olmalarına pek üzülmezlerdi. Çünkü oralarda iyi ürün çok seyrek olurdu.

Böylece dünyada ilk olarak, artık yalnız kabile üyeleri arasında değil, ayrı ayrı kabileler arasında da iş bölümü başlamıştı.

Bozkırda hayvan üretip bunları buğdayla değiştiren çoban kabileleri belirmiş, bunlar bir yerde kalmayıp bir meradan Öbürüne göçmeye başlamışlardı.

Göçebeler, yabanıl ve özgür bir yaşam yaşarlardı. Çadırlarını ağaçlarını ve evlerin gölgesinden uzak, açık havada kurarlardı. Bunların evi, bozkırdı. Bİr yerden başka bir yere uzun süren geçişlerde çocuklar develerin hörgüçleri arasında ninnilerle uyurlardı.

Sözkonusu olan zamanlarda çoban kabileleri arasında gerçek göçebeler daha azdı.

No tag for this post.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.