HARFLERİN YAZIYA DÖNÜŞMESİ
İşaretler yavaş yavaş “resmi ortadan kaldırdı. Mısırlıların yazısı henüz daha resmi andırıyordu. Perslerin ve Babillilerin yazısı ise resimlikten çıkmış, irili ufaklı çizgiler haüni almıştı.
Persleri, komşuları Babilliler gibi yazılarım kilden yapılmış tuğlalar üzerine ve sivri çubuklarla yazıyorlardı; daha doğrusu, kazıyorlardı. Çivi biçimde çizgicikler ortaya çıktı. Onun için bu çeşit yazılara Çivi Yazısı adı verildi. Bilginler çivi yazısını sökebil-. mek için yıllarca uğraştılar. Çiviyi an-
dıran bu eski yazıların anlamını çözmekten umutlarını kestikleri bir sırada düğüm çözüldü.
Çivi yazısını ilk söken, Alman Profesörü Grotefend’dir. Grotefend’-in işi gerçekten de ağırdı. Çünkü onun elinde iki dilden yazılmış hiçbir yazı bulunmuyordu. Grotefend, Pers hükümdarlarının anıtlarını gözden geçirirken bazı kelimelerin her anıt üzerinde birçok kereler tekrarlandığını gördü. Bu kelimelerin “Pers hükümdarı” ya da buna benzer bir anlama geldiğini varsaydı. “Pers hükümdarı” kelimesinden sonra gelen, bu hükümdarın adı olabilirdi. Sözgelişi: “Pers hükümdarı Kirus” gibi… bu kelime, anıtlardan biri üzerinde yedi çivi yazısı işaretiyle gösterilmişti. Grotefend, bütün Pers hükümdarlarım adlarını hatırladı: “Kirus, Daryüs, Serhas, Artaserhas. Sonra bu kelimelerin harflerini çivi yazısının harfleri yerine koymayı denedi. Daryüs ya da eski Pers dilinde “da-divüş”ün harf sayısı bu kelimenin harf sayısına uyuyordu.
zorluk çekmedi.
Anahtar bulunmuştu. İşin garibi, gerek Champollion’a ve gerek Grote-fend’e anahtarı veren hükümdar adlan olmuştu.
Uğraşa didine Grotefend öteki harfleri de buldu. Tâ baştan beri düşündüğü gibi bütün anıtlarda hükümdar adlarında önce bu hükümdarın sanı yazılı idi:
“Şahlar şahı, Pers hükümdarı, halkın egemeni, Büyük Hükümdar Daryüs.”
İşte eski Pers yazısı da böyle bulunmuştu.
Ancak şu da belirtilmeli; bu çivi yazısını eski İranlılar uydurmamışlar, BabiIIilerden almışlardı. Yalnız, Ba-büliler de bütün eski kavimler gibi başlangıçta yazı yazmıyor, resim yapıyorlardı. Fakat bu resimleri çok kötü bir madde üzerine, balçık üzerine yaptıklarından bütün resimler köşeli oluyordu. Sözgelişi, bir daire çizmek istedikleri zaman bu dört köşe bir şey, bir kare oluyordu.
Sonraları bu resimler bütün bir
D A D İ V Ü Ş
Şimdi Grotefend yedi harf elde etmiş oluyordu. Bir başka kelimede uzun uğraşların sonucuyla şu bildik harfleri buldu:
kelimeyi değil de, yalnızca kelimenin ilk hecesini göstermeye başladılar. Persler çivi yazısını daha da sadeleş-tirerek bu harfli yazı haline getirdiler.
H I A RH A
«I! « K-rîı Ef «
Burada yalnız birinci harfi tanımıyordu. Bu bilmediği harfin (K) olduğunu ve tam kelimenin (Khiarha); yani, scrbas olduğunu anlamakta pek
Bu gizemli yazılar binlerce yıl gelip kendilerini çözecek birini beklediler. Champollion ile Grotefend, hiyeroglifle çivi yazısının sırrım çözdükten
sonra İnsanlar yeni ve ilginç pek çok şey öğrendiler.
Daha düne kadar Hitit yazısı da bir bilmeceydi. Ama Hitit dili ile yazılmış birçok yazılar ele geçti. Türkiye’nin Boğazköy yöresinde Babil çivi yazısı ile ve Hititçe olarak yazılmış otuz bin tablet bulundu.
Bilginler Babil çivi yazısını çok iyi biliyorlardı, ama Hititçe bilmiyorlardı. Bunun için de bulunan tabletlerin üzerindeki yazıtann anlamına varamı-yorlardı. Bu arada, Hititçe yazılmış daha başka yazılar; el, ayak, baş yaban hayvanı ve ok resimleri taşıyan hiyeroglifler de bulundu.
Bilginler, Hitit yazıları üzerinde epeyi uğraş verdiler. Sonunda, 1915 yılında Çek profesörlerinden Bedrich Hrozny çivi yazısını okumayı başardı. Aradan onaltı yıl geçtikten sonra da hiyeroglifi çözdü.
Bu yazılardan anlaşıldığına göre; Hitit dili bir değil, altı taneydi. Bunlardan bazıları Avrupa dillerine çok benziyordu. Hrozny, Hitit yazısını incelerken yalnız eskiden bilinmeyen dilleri değil, o ana kadar tarihçilerin hiç farkında olmadıkları bazı ulusları da buldu.
Bu yoldan bundan birkaç bin yıl önce Doğu’da, sayıca kalabalık, altı ulus bulunduğu ortaya çıktı. Bu uluslar, komşuları olan Mısırlıların ve Ba-biliilerin korktuğu çok güçlü devletler kurmuşlardı.
HARFLİ YAZIYA DÖNÜŞÜM
Resimlerle yazı, git gide harfli yazıya döndü. Ama bazı yerlerde bugün büe hiyeroglifler kullanılıyor. Sözgelişi; Çinliler birçok şeyleri bizden önce buldukları halde, hâlâ hiyeroglifleri kullanmaktadırlar. Avrupa’da kâğıdın, barutun, porselenin ve matbaanın adının bile duyulmadığı sıralar-
da bunlar, Çin’de kullanılıyordu.
Biz bile hiyeroglifleri büsbütün bırakmış değiliz!.. Parmağıyla yol gösteren bir el, elektrik direği üzerinde şimşek işareti ya da zehirîi bir İlaç şişesinin etiketi üzerindeki kurukafa ve kol kemikleri bir hiyerogliften başka bir şey midir?
Çinliler yine bugün de hiyeroglif kullanıyorlar; Onlar için harfli yazıya geçmek hiç de kolay değil! Çünkü Çinlilerde her hiyeroglifin birçok anlamlan vardır. Sözgelişi; aynı hiyeroglif hem “Güneş”, hem “gün”, hem “hergün” hem de “gündüz” anlamına gelir. Aynı şekilde “kitap” anlamına gelen hiyeroglif de; hem “yazı”, hem “mektup”, hem “mesaj”, hem de “yazmak” anlamlarındadır.
“Ağaç” anlamına gelen hiyeroglifi ele alalım: Bu hiyeroglif .devrilmiş küçük bir ağacı andırıyor ve “mu” diye okunuyor, yanyana gelmiş iki “mu” “mu-mu” okunmaz da “Hm” dîye okunur ve “orman” anlamına gelir. Üçü bir araya gelmiş bu hiyeroglifler, “Sen” okunur ve “büyük, kocaman orman” anlamına gelir.
Eski zamanlarda Çin hiyeroglifleri, hangi şeyin anlamına geliyorlarsa o şeylere çok benziyoriardı. Güneş, ortasında nokta bulunan bir daire şeklinde gösteriliyordu. Ay, orak biçimindeydi.
Sonraları Çinliler daha kolay ya-zılabilmeleri için hiyerogliflerini çok sadeleştirdiler. Çeşitli yönlerde birbiriyle kesişen kara çizgiler arasında kâğıda serpiştirilmiş insan, yıldız, güneş, ay resimlerini ayırmak güçtür.
Fakat bu resimleri bizim harflerimizde ayırdetmek daha da güçtür. Kullanmakta olduğumuz harflerden her birinin, şu ya da bu şeyi gösteren bir resim olduğuna kolayca inanama-yız. Bilginler, tıpkı gerçek avcılar gibi resimlerden, bugün kullandığımız
harflere kadar geçilen uzun yolu adım adım incelediler.
Anayurdu Mısır olan bu harfler bize gelmeden önce ülke ülke dolaştı. Mısırlılar çok eskiden beri düşüncelerini resimlerle anlatmasını biliyorlardı. Ama resimlerle her düşünce verilemez ki… Sözgelişi, adlar resimlerle nasıl anlatılabilirdİ? Adların anlamı -varsa, o zaman onun resmini yapmak kolaydı.
Mısırlılar da bu yüzden bir kelime ya da hece anlamına gelen yüzlerce hiyerogliflerinin başına 25 harf eklemek zorunda kaldılar.
Bu işi çok kolay yaptılar. Dillerinde pek çok kısa kelime vardı. “Rop” kelimesini gösteren resim, yalnız rop değil, “r” harfi anlamına da gelmeye başladı. Aynı şekilde “yer” kelimesini gösteren resim de *”y” anlamına gelmeye başladı.
Bu uyarlamada bazı hiyeroglifler harf halini aldılar.
Mısırlılar bu yeni çeşit yazı ile birlikte eskisini de kulanıyorlardı. Çoğu kez bazı kelimeleri harflerle yaziyor, onun yanı sıra da bu kelimenin resmini yapıyorlardı. Sözgelişi; Önce kitap anlamına gelen “tn”yi yazıyor, hemen ardından da kitap resmi yapıyorlardı. Ya da bahk anlamına gelen “an” harflerini yazıyor, yine onun yanı sıra balık resmi yapıyorlardı. Onları böyle davranmaya zorlayan düşünce, yalnız harflere alışma güçlüğü değildi. Ortada bir başka neden daha vardı. Mısır dilinde de Çin dilinde olduğu gibi aynı şekilde yazılan birçok kelimeler vardır. Yanlışlık olmaması için hemen her kelimenin bir anahtarı, açıklayıcı bir işareti olmalıydı, işte bu anahtarlar, bu açıklayıcı işaretler balık ve kitap resimleriydi.
Bu açıklayıcı, bu aydınlatıcı işaretler olmasa, bir başka nedenden
ötürü de büyük yanlışlıklar olabilirdi. Çünkü Mısırlılar yalnız sessiz harfleri bulmuşlardı. Sesli harfleri henüz yazmıyorlardı. Sözgelişi, böcek anlamına gelen “hepr” kelimesini “hpr” olarak yazıyorlardı.
Biz de sesli harf kullanmadan yazı yazacak olsak, yazdıklarımızın doğru olarak okunabilmesi için birçok işaret kullanmak zorunda kalırdık. Sözgelişi; “çi” kelimesi, sessiz harfi ya da ayrı bir işaret kullanılmadıkça “çal”, “çul”, “çil”, “çöl”, olarak da okunabilir.
Bu örnek Mısırlıların anlatıcı anahtarlara niçin gerek duyduklarını çok iyi belirtmektedir.
Harfleri icat edenin, alfabeyi de icat ettiği samlabilir. Gerçekte bu böyle olmadı. Harfleri icat eden Mısırlılar, alfabeyi düşünmediler. Tapınaklarının taş duvarlarında ve yazı yazdıkları papirüslerde çeşitli anlamlara gelen hiyeroglifleri tam bir kelimeyi ya da tam bir heyeci gösteren işaretlerle harfleri dostça sıralanmış bîr durumda yanyana görebilirsiniz.
Alfabeyi Mısırlılar değil, onların can düşmanı olan Samİler icat etti.
Bundan 4000 yıl kadar önce Mısır, Sami adında bir kavim olan Hyksos’larm.istilâsına uğradı. Doğudan, Arabistan’dan gelen Hyksoslar, Nil vadisine yayıldılar. Hyksos kralları 150 yıl kadar Mısır’ı yönettiler. Hyksoslar, Mısırlıların bir sürü hiyeroglifleri arasından ancak 20 kadarını seçtiler ve bunları çok yalın bir yolla harf haline getirdiler.
Önceleri Hyksoslar, şunu yapıyorlardı: (A) harfi yerine bir öküz başı çiziyorlardı. Çünkü onların dilinde öküze Alef deniliyordu. (B) yerine de onların dilinde ev anlamına gelen Bet kelimesini yazıyorlardı. (R) yerine de, onların dilinde (İnsan başı) anlamına gelen Res kelimesini yazıyorlardı.
Böylece Hyksoslar, 21 harflik bir seçme yaptılar. Resimlerini de Mısır hiyerogliflerinden aldılar. Bunlar arasında başlar, evler, boğalar ve daha ne isterseniz vardı.
İlk alfabe, Hyksos krallarının saj-raymda doğmuş oldu.
Mısırlılar, “Yabancı istilâcılar” adım verdikleri Hyksoslardan kurtuldular. Hyksos devleti yeryüzünden silindi. Ama onların alfabesi Mısır’ın kuzeyinde akdeniz kıyısında yer alan ülkelere geçti. Burada yaşayan Sah ırkından kavimler, denizci Fenikeliler, çiftçi ve çoban Yahudiler akrabaları olan Hyksosların yazısını bırakmadılar.
Fenikeliler, gezici ve tüccar bir ulustu. Gemilerine Yunanistan kıyılarında, Girit adasında, hatta Cebeli Tarık Boğazı’nda bile rastlamak mümkündü.Tanımadıkları bir ülkenin kıyılarına vardıklarında mallarını, değerli gerdanlıklarım, kthç ve baltalarını, cam bardaklarını, altın kupalarını yayar; bunları yırtıcı hayvan derileriyle, kumaşlarla, esirlerle değiş tokuş ederlerdi. Fenikeliler mallarıyla birlikte yazılarını da bütün dünyaya yayıyorlardı. Fenikelilerle alışveriş eden uluslar onların alfabesini de alıyorlardı. Giderek harfler, Fenikelilerin durak yeri olan Fera adasından Yunanistan’daki sömürgelerine geçti. Gelgeldim, artık bunlar Mısır’dan gelen harfler değildi. Fenike tüccarlarının da her işaretin resmini yapacak kadar bol zamanlan yoktu. Boğalar, yılanlar, insan başları ve evler çok geçmeden yazı işaretlerine döndü.
Ama harflerin gezisi bununla bitmedi. Deniz yolu ile Yunanistan’a giden Fenike harfleri, orada Yunan al-fabesinintemelini oluşturdular. Yine bu harfler uzun yüzyıllardan sonra Yunanistan’dan öteye, batıya ve İtalya’ya; kuzeye ve Rusya’ya kadar gitti.
İtalya’ya varan Yunan harfleri, zamanla orada Latin harflerine döndüler. Kuzeyde ise Slav, sonra da Rus alfabesinin temeli oldular.
Hıristiyanlık propagandası da ayrıca, yazının yayılmasını etikledi.
Aynı Kategorideki Diğer Yazılar
Mumyalanarak 90 yıldır hiç değişmedi
Kanada'ya Düşen Meteor Taşının Parçaları Bulundu






Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.