İNSAN EVRENİN SIRRINI ÇÖZÜYOR
Homerostaki gerçekler – Söylencelerin getirdiği Korku – Bilim, ilk sözünü ne zaman söyledi? – Babil, çok şey bilen ülke – Milas’tı Talaş – Görkemli Kitaplıkta – Bilim ve Din – Bir milaslı daha: Hakete-os – Bilginler: Anaksimandros ve öğrencisi – Evrenin sonsuzluğu üstüne.

Yunanlılar, bize “İlyada” ve “Odisea”yla eski türkü ve destanlarını bırakmışlardı. Bu destanlar, Yunanlıların Anadolu’daki Truva’yı nasıl kuşatarak yakıp yıktıklarını, sonra Yunan topluluklarından birinin Önderi Odîseus’un yurdu Itaka Adası’-na dönünceye kadar denizlerde başından geçenleri anlatır. Truva önlerinde tanrılar., insanlarla yan yana savaşırlar; bazıları kuşatanlardan, bazıları da kuşatılanlardan yaftadırlar/ Tanrıların gözdelerinden biri ölümle yüz yüze geldiğinde, tanrılar, onu savaş meydanından sağ salim kaçırırlardı. Olimpos Dağı’nın tepesinde tanrılar şölenlerde yan gelip yatarken savaşa
yeniden başlanıp başlanmaması ya da birbirine düşman olan halkların barıştırıp barıştırılmaması konusunda toplanarak aralarında görüşürlerdi.
Bu destanlarda gerçek, uydurmalarla karışmıştır. Burada hangi bölüm tarih, hangi – ‘Mum masaldır? Yunanlılar, gerçekten bir zamanlar Truva önlerinde savaşmışlar mıdır? Sonra, Truva diye bir kent gerçekten var mıydı?
Arkeologun küreği bütün kuşkuları dağılıncaya kadar bilîmadamlan bu konuda bir hayli tartışmışlardır. İl-yada’yı kılavuz edinen arkeologlar, Anadolu’ya gidip Truva’nın yıkıntılarını gösterilen yerde buldular.
55
Odisea’da anlatılanların hepsinin uydurma olmadığı anlaşıldı. Bunu coğrafyacılar kanıtladılar. Bilima-damlan, Odiseus’un yolunu haritaya üzerinde izleyebildiler. Haritaya bakarsanız, gemisinin bir yere çarpmaktan güç kurtulduğu Skİla ile Karibdes Geçidi’ni siz de bulabilirsiniz.
Lotofaglar ülkesi, Afrika’nın Trablusgarp kıyısı, Eol adaları, şim-dilik Lipari adaları, Skİla ile Karibdes ise Sicila’yla İtalya arasındaki boğazdır.
Odisea’da her şey uydurma olmamakla beraber, geçmiş dünyanın coğrafyasını, yine Odisea’dan öğrenmek isterseniz, bu kez büyük bir yanlış yapmış olursunuz.
Bu ilk gezi kitabında coğrafya masal gibi bir şeydir. Kitapta dağlar canavarlarla, adalarda yaşayan vahşi insanlar da tek gözlü dev yamyamlara çevrilmişlerdir.
O çağın insanları yalnızca doğup büyüdükleri yerleri iyi bilirlerdi. Gerçi, tüccarlar gemileriyle denizlerde dolaşırlardı ama, kıyılardan uzaklaşmaya pek cesaret edemezlerdi. Denize açılmak tehlikeliydi. Çünkü gemilerde pusula ve harita yoktu. Rotayı güneşe ve yıldızlara göre tayin ederlerdi. Bir adada herhangi bîr kaya ve kıyıdaki yüksek bir ağaç, fener yerini tutardı.
Denizde binlerce tehlike gizliydi. Bir taşa benzeyen geniş gemi en hafif dalgalarda bile saîlanırdı. Esnek olmayan yelkenlerle başa çıkmak zordu. Rüzgâr insana hizmet etmek istemiyor vegemîyle, bir çocuk oyuncağı gibi oynuyordu.
Sonunda gemi kıyıya yanaşıyordu. Yorgun denizciler gemiyi karaya çekiyorlardı. Kıyıda dinlenebilirlerdi, fakat içleri rahat değildi. Yabancı ülke denizden de korkunçtu. Denizciler, başka denizcilerden duyduktan
yamyamları görür gibi oluyorlardı. Tanımadıkları her hayvan büyüyerek onların gözünde bir deve çevriliyordu, denizciler kıyılarına çıktıkları ülkenin içerilerine girmeye cesaret ede-miyorlardı.
Yine de her yeni gezi dünyayı genişletiyordu. Bilinmeyenin sınırlarıyla masalın sınırları gittikçe daha da uzaklaşıyordu. denizcilerin en gözü-pekleri, okyanusun başladığı deniz kapılarına kadar giderlerdi. Okyanusu da evren gibi uçsuz bucaksız sınırlardı. Yurtlarına döndüklerinde, dünyanın sonuna kadar gittiklerini ve onu her yandan okyanusun kuşatmış olduğunu anlatırlardı.
Aradan binlerce yıl geçecek ve insanlar, Avrupa’dan Hindistan’a, Çin’den Avrupa’ya gidip geleceklerdi. Denizciler, okyanusu aşarak in-sanlarm yaşadığı topraklar bulacaklardı. Ama masal daha uzun süre coğrafyayla birlikte yürüyecektir.
Amerika’yı keşfeden Kristof Co-lomb, yeryüzünde cennetin bulunduğu bir dağın varlığına inanırdı. İspanya Kraliçesine cennete yaklaşıp dolaylarını inceleyeceğini umduğunu yazmıştı.
Bİlİm ilk sözünü ne zaman söylemişti?
Eğer bildiğimiz ilk bilim eserinin doğduğu zamanı bilimin ilk sözü olarak kabul edersek, bu söz Milat’tan 547 yıl önce ve Milas’ta söylenmiştir. “Doğa Üstüne” başlıklı, bu eseri Milaslı Anaksimandros yazmıştır.
Buna göre 1983 yılında bilim, iki bin beşyüz otuz yapına girmişti.
Acaba bilim, daha yaşlı değil midir? Anaksimandros* un öğrencileri vardı da Öğretmenleri yok muydu? Vardı elbet. Biz onun da öğretmeni olduğunu biliyoruz. Bu, Milaslı tüccar, denizci ve bilgin Tales’tİ.
Milattan Önce 585 yılında, Milas
56
halkı güneşin tutulduğunu bir kez daha görmüştü. Güneş tutulmaları, önceleri de olur ve her zaman kentte büyük heyecan doğururdu. Bu kez halkı güneşin tutulmasından çok, bu olayın önceden hesaplanıp haber verilmiş olması şaşırtmıştı. Bunu haber veren de hemşehrileri Tales’ti.
Tales, ilk bilgin değildir, onun da öğretmenleri vardı. Bİr söylentiye göre Tales, gemiyle Mısır’a tuz almaya gitmiş ve orada piramitlerin yüksekliğini ölçmeyi öğrenmişti. Güneş tutulmalarını hesaplamasına gelince; Tales, onu Babillilerden öğrenmiş olsa gerektir.
Bilim, Milas’ta doğmamış ve oraya başka ülkelerden gelmişti. Milas, boşuna dünyanın dört bir yöresine giden deniz ve kara yollan kavşağında bulunmuyordu.
Her gün limandan Mitas yapağısı ve vazolanyla yüklü, iri kara gövdeli gemiler kalkardı. Bunlardan bazıları İskitler ülkesindeki Olviya’ya, bazıları da Mısır’daki Havkratis’e ya da İtal-ya’daki Sibaris’e giderdi.
Karadan da, bağlarla zeytinliklerin bulunduğu ovaların, merinos sürülerinin otladtğı meraların yanından, doğuya; yani Libya’ya İran’a ve Ba-bü’e giden kervanlar ağır ağır geçerdi.
BABİL’İN BİLDİKLERİ
Babü’de her tapınak, aynı zamanda gözetleme ve düşünme yeriydi. Hatta tapınak dış görünümüşüyle bile evreni, gezegen ve yıldızlan anımsatıyordu. Bu, büyük ev, bir evren eviydi. Birbiri üstüne oturtulmuş yedi kulesi, göğe yükselen dev bir merdivenin basamaklarına benzerdi. Gökteki yedi yıldıza göre yedi basamak yapılmıştı. Tapmağın dibindeki mermer havuz, Babillilerin inançlarına göre; dünyanın oluştuğu su deryasını tem-
sil ederdi. Yörede sıra sıra sütunlar, bunların ötesindeki yüksek duvarın arkasında da labofatuvarlar, okul, kitaplık ve belgelik vardı. .
Küçük dar bir oda olan okulda öğretmenin dizinin dibinde öğrenciler otururdu. Açık havalarda bu öğrenciler, balçıktan defter ve kitaplarını alıp tapınağın avlusuna çıkarlardı.
Yandaki kitaplıkta balçık levhacıklara yazılmış bu kitaplardan yığınlarla vardı. Bunlarda binlerce yılın bilgisi toplanmıştı. “Enuma eliş”; yani, “daha yukarıda” sözleriyle başlayan levhacıklardan birinde “yukarıdaki göğe ve aşağıdaki toprağa daha ad verilmemişken” (yani, yerle gök yokken) olup bitenler anlatılırdı.
Dünyanın doğuşu üstüne hikâye yedi levhada anlatılmıştı.
Balçık levhalara yazılmış başka kitaplarda “otlayan koyunlardan” (yıldızlardan) ve “yedi koçtan”, (gezegenlerden) güneşin geçtiği Zodyak kuşağı üzerinde yer alan takım yıldızlardan, yılın gün ve aylarının hesaplanmasından, yıldızların büyüklüğünden ve güneş tutulması hesaplarından söz edilirdi. Burada çeşitli el kitapları: ülkelerin, dağların, ırmakların, kanalların, tapmaklann listeleri; sonra sözlükler, okuma kitapları ve dilbilgisi örneklerinden derlemeler vardı. Tıp el kitapları ve ilk coğrafya haritaları da buradaydı. Bunlarda dünya, daire şeklinde çizilmişti. Dünyayı “Acı Irmak” (Okyanus) kuşatıyordu. Dünyanın ortasındaki dağlardan Fırat ırmağı akıyordu. Fırat’ın sağ ve solunda da daîrecikler şeklinde dünyanın bütün ülkeleri gösterilmişti.
Kitaplıkta hayvanbilim kitapları da vardı. Bunlarda bütün hayvanlar sınıflara ve türlere ayrılmıştı. Bİr sınıfta kuşlar, başk- bir sınıfta balıklar, bir başkasında da dört ayaklılar toplanmışlardı. Dört ayaklılar da kö-
57
peklere, eşeklere ve öküzlere bölünmüşlerdi. Bu listede arsîan; köpekler arasında, at da eşekler arasındaydı. Herhalde Babilliler arslanı da, atı da köpek ve eşekten sonra tanımışlardı.
Kitaplıkta matematik kitapları da az değildi. Babilliler dört işlemden başka şeyler de bilir; sayıların karelerini, küplerini hesaplamayı ve yine kare, küp ve başka kökler bulmayı; ikinci dereceli denklemler çözmeyi becerirlerdi. Dairenin çevresini ve piramidin hacmini ölçmeyi de bilirlerdi. Dairenin çevresini çapına bölerek, sonraları matematikçilerin sık sık karşılaştıkları ‘yi bulmuşlardı. Babil-iiler bu sayıya yaklaşık olarak: -3 demişlerdi.
Biz de hesaplarımızda ‘nin yaklaşık değerini, yani 3, 14 kullanmıyor muyuz?
Biz de, Babilliler gibi daireyi 360 dereceye ve yılı da 12 aya böleriz. Bizim haftamızda da 7 gün var; çünkü Babilliler 7 gezegen bilirlerdi (ay ve güneşi de gezegen sayarlardı).
Babilliierden sonra Fransızlar da pazartesiye Ay günü salıya Mars günü, çarşambaya Merkür günü, perşembeye Jüpiter günü, cumaya da Venüs günü derler. Almanlar ve İngilizler, pazara güneş günü derler; çünkü eski Samîler (Babiilüer) öyle derlerdi.
Saatin kadranına baktığımızda İşaretler ve çizgicikler görürüz: Oni-ki saat ve altmış dakika… Günü ve saati böyle bölen de yine Babillilerdİ.
Milas’tan çıkıp biiimin izinden yürüyerek Babi! tapınağına gelinir. Fakat izler zinciri, tapınağın avlusunda durmayıp daha ötelere, Fırat kıyılarındaki sulama kanallarına, bent ve setlere; dünyanın İlk su kemerlerine, Babil tüccarlarının işyerlerine ve hükümdar sarayının kapısına kadar vaRIR.
No tag for this post.






Buy:Synthroid.Zyban.Prevacid.Retin-A.Prednisolone.Petcam (Metacam) Oral Suspension.Mega Hoodia.Valtrex.Accutane.100% Pure Okinawan Coral Calcium.Nexium.Arimidex.Actos.Zovirax.Human Growth Hormone.Lumigan….