ZAMAN ÖLÇÜMLERİN TARİHİ | Teknoloji.Tc

ZAMAN ÖLÇÜMLERİN TARİHİ

Gecenin bölümleri için her iki ülkede de su saatleri kullanılırdı. Zaman Ölçüleri, belirli boyutlarda ve aşamalı kaplardan ya da kaplara su akıtılarak saptanırdı. Mısır’da suyun ağır ağır akıtıldığı kap koni biçimindeydi. Bu nedenle hiçbir zaman doğru ve kesin sonuç sağlayamamıştır; çünkü, ancak duvarları parabolik eğiklikte olan bir kaptan su eşit uzaklıklardan eşit zamanlarda alçalır. Ölçtükleri “saat”!erin mevsime bağlı eşitsizlikleri nedeniyle durum daha da karışırdı.

İlk başta “saatler”, iki ya da daha fazla, belki de değişik kalınlıkta çıkışların eklenmesiyle ayarlanjrdı. M.Ö. 1557 ve İ541 yıllan arasında bir gelişmeye varıldı. Amenemhat adındaki üst düzeyde bir memurun yazıtında ve daha önceki yazılardan kış gecelerinin yaz gecelerine oranının 12′ye 14 oranına benzediğini bulmuş olduğunu anlıyoruz. O zaman krala tek çıkışlı bir saat yapmış, böylece yılın tüm mevsimlerinde gecenin bölümleri doğru olarak saptanmıştı.

Bu ilginç uygulama, daha önceki kuşaklardan devralınan gözlemlerin varlığını ve kullanımını kanıtlamaktadır. Bu, aynı zamanda belirli bir amaç uğruna yapılan bilinçli deneyler sonucu bulunabilifdi. Yöntemin bu işle görevli olmayan bir memur tarafından bulunması ve kendisinin de bununla övünmesi, ayrıca ilginçtir. Anlaşılan Amenemhat boş vakitlerinde gelişigüzel araştırmalar yapmaktaydı.

Babİl su saatleri, silindir biçimindeydi. Mevsim değişikliklerine göre

saati ayarlamak gereksizdi. Oysa, Asur çağından kalma bir yazıtta bi-ru’Iarın (çift saatlerin) ay ve ay saatlere dönüştürülmesi için bir tablo görülür.

Yukarda sözü edilen amaçlardan esinlenerek ve donatımdan yararlanılarak Doğulu gökbilimciler, göksel varlıkların belli belirsiz düzenleriyle bile ilgiliydiler ve matematiksel gökbilim için veriler topluyorlardı.

Mısırlılar göklerin haritasını çizdiler, yıldızların listesini yaptılar ve yıldızları da burçlara ayırdılar. Kutup çevresindeki yıldızlar özel bir ilgi gereksindiriyordu, edinilen bilgi de anlaşılan daha ilk yıllarda uygulama alanı bulmuştu. Eski Krallıkta, Firavun “ip çekme” diye adlandırılan bir tören yapardı. Firavunun bu törende söyledikleri günümüze dek saklanmıştır.

“Çekicin sapıyla kazığı tuttum. Ölçme ipini Tanrıça Safekhabui ile aldım. Yıldızların yaklaşım hareketini gözledim. Gözüm ayıdaydı. Saati saptayarak vakti hesapladım, tapınağının yanlarını gözledim… Yüzümü yıldızların yönüne çevirdim. Gözlerimi ayı burcuna çevirdim. İşte zamanı gösteren araç ve saat orada. Tapınağın yanlarını gözlüyorum.”

Anlaşılan tören bir tapmağın açılışıyla İlgiliydi. Bizim “kutup yıldızı*-’nın karşılığı olan bir yıldızın doruğa çıkmasıyla boylamın saptanmasına çalışılıyordu. Bu çabanın başarısı Büyük Piramit’le kanıtlanabilir. Bu piramidin kenarları gerçek kuzey noktasından ancak birkaç metre kaymıştır. Boylamın kesinlikle saptanması için daha çok gözlem gerektiği kuşkusuzdur.

M.Ö. 2000 dolaylarından önce, Mısırlılar, köşegen ilkesine dayanan yıldız saatleri ya da takvimleri üzerin-de-deney yapmaktaydılar. Bunlar la-

hitlerdeh de anlaşılmaktadır. Kapağın içine ölülerin saatin kaç olduğunu anlamaları için bu saatlerin resmi yapılırdı… Kapak; otuz altı dikey sütuna bölünür, herbiri bir onluk, yani on günlük bir haftayı simgeler; 18 ve 19′ncu sütunlar arasında belki yaz gündönümünü belirtmek için bir bölme bulunurdu. Yatay olarak, on iki gece saatİni’temsil etmek üzere 12 kutu vardı. 6 ve 7′inci kutular arasında gece yarısını simgelemek üzere bir çizgi çizilir. “Dekan”lar (On iki burcun işlevini gören, ama göksel ekvatorda yerleşik burç) karanlıkla gün doğumu arasındaki kısa yaz saatlerinde doğar ve 18 ile 19′ncu sütunlardakİ konumlara yerleştirilirdi. Köşegenin Öbür sü-tunlarındaki bölümlerde yinelenirdi.

Babil’de de yıldızlar Mısır’da olduğu gibi büyük dikkatle haritada gösterilmişti. Zodyak da (burçlar kuşağı) bu haritanın Öz noktasıydı. Ama ay takvimi ve gökbilim varsayımları; gökbilimcinin dikkatini özellikle aya, gezegenlere, ay tutulmasına ve yıldız tutulmasına yöneltmiştir. Bu oluşumların dikkatle gözlenimi ve gerçeğe uyarak kaydedilmesi, Babillilere gözle kolay kolay seçilemeyen gerçekleri öğretmiştir. Sözgelişi, M.Ö. 2000 yıllarından hemen sonra Venüs’ün yaklaşık olarak sekiz yılda tam beş kez ufukta aynı noktaya döndüğü saptanmıştır.

Tam bir yıl sonra Babilliler gökbilimde matematik uygulamaya başlamışlar ve çok geçmeden bu konuda da hesap yapmaya ve önbilgiler sağlamaya başlamışlardı. Matematiksel gökbilimi, bu kitabm kapsamı dışındadır; yoksa yalnızca bunu anlatmak için birçok bölüm yazmak gerekirdi. Yine de, tıpkı Mısır’da olduğu gibi tüm araştırmanın yanlış gökbilim amaçları uğruna yapıldığını da belirtmek gerekir. Bu çalışmalar, gerek Yı>

nan ve gerekse çağdaş gökbilim dayanağı olan çok kesin ve doğru veriler sağlamıştır.

Hastalıkların tedavisi için kentsel yasamda yüzyıllar önce çaba harcanmış olmalıdır. Bugün çağdaş ilkeler arasında olduğu gibi herhalde o çağlarda tıp kuramının özü, büyüydü; bu nedenle, hekimlik de büyülerden oluşmaktaydı; ilk çağlardan, kalma merhemler, damlalar ve ovmalarla gerçekten etkin olan bazı tedavi yöntemleri bulunmuştur. Büyü uzmanları, toplumda yüksek bir düzeye erişir erişmez, iyileştirme sanatını hemen tekellerine almışlardı.

Uzun bir sürenin ardından Mezopotamya’da hekimlerin aynı zamanda rahipler olduğunu görüyoruz. Mısır’da da dinsel görevle tedavi yöntemleri arasında yakın ilişki vardı. Tıp alanında yazılı belgelerle adı geçen ilk kişi tmhotep’di; o da Kral Zoser’in mimarıydı, oysa daha sonraları İyileştirme Tanrısı oldu. Sümer ve Mısır hekimleri, memur olduklarında gözlemlerini (astrologlar gibi) yazıya dökmüşlerdir. NU Vadİsi’nde ve daha III. Hanedan çağlarında tıp kitaplarından söz edilir, bu Kitaplar, (M.Ö. 1000 yularından sonra yazılmıştır, ama bazıları belki bin yıl önceleri yazılmış yazıtların kopyalarıdır.

Her iki ülkede de, günümüze dek erisen tıp metinleri, vak’a kitaptan tü-ründendir. Anatomi ya da fizyoloji konusunda hiçbir araştırma metni elimize geçmemiştir. Buna karşılık mumyacıhk nedeniyle, özellikle Mısırlıların insan anatomisi konusunda geniş bilgileri olması gerekir. Vücuttaki çeşitli organlar konusundaki hiyeroglif işaretleri, insan anotomisine değil, hayvan anatomisine aittir. “Yürek” işareti öküz yüreğidir. Mısır’da tıp konusundaki yazılar, mumya döneminden çok eskilere dayanır.

Yazının bulunması ve bilgi aktarılmasında devrim yaratılmasından sonra, Mısır ve Babil’de “bilimsel yazılar” konusunda umulan hızlı gelişmeye pek rastlanmaz. Günümüze ulasan belgeler gerçekten pek önemsizdir. Bu nedenle kesin sonuçlar çıkarılamaz.

Öte yandan, yazılı kaynaklar; bilginin bir yerde toplandığı, sonradan yaygınlaştırıldığı ve öğretim bilimlerini etkilediği konusunda kanıt sağlamaktadır. Matematik, gökbilim ve tıp biçimlenmiş ve gerek Mısır, gerekse Babil’de gene! bir çizgide gelişmiştir. Bundan da Fikir alışverişinde bulunulduğu ve bilimlerin temel yapısının etkilendiği varsayımını çıkarabiliriz. Sözgelişi, Mısırlı matematikçiler: kendi yazı yöntemlerini, deyimlerini ya da kesir kavramlarını değiştirmeksi-zin Babillilerin geometri formüllerinden çok şey öğrenebilmişlerdir. Gerçekten de, Mısır tıp papirüsünde bir Girit tedavi yönteminden söz edilmiştir. Ebers Papirüsü de ayrıca bir Asya reçetesi içerir.

M.Ö. 1350 dolaylarında (Tel-el Amarna’da bulunan) Mısır arşivlerinde; çeşitli saraylar arasında hekim, gökbilimci ve büyücünün gidip geldiği, bir yüzyıl sonra da bu alışverişe Boğazköy’deki Hititlerin katıldığı belirtilmiştir. M.Ö. 1500 yıllarından hemen sonra Mısır, Anadolu, Suriye ve Mezopotamya başkentlerinde bin yıl sonra da olduğu gibi bilginler özgürce gidip gelmekteydi. Bulunan belgeler de bu yaygınlaşmanın bir sonucudur. Tüm Doğu krallıklarının resmi dili Akad diliydi. Babil’in çivi yazısı ise, tüm ülkelerde benimsenmişti. Mısır Firavunları ve Hitit kralları bu yazıyı yazdırmak ve kendi memurlarını eğitmek için Babilli yazıcılar getirtmişlerdi.

Dil ve yazıyla, bunların içeriği

olan düşünceler de birlikte yayılmış olsa gerekir, özellikle Hititler, Babİl biliminin sonuçlarım öğrenip uygulamak için ellerinden geleni yapmışlar, Mısır kaynaklarına da büyük çapta başvurmuşlardır. Ayrıca, Babil ve Mısır kavramları, en eski Fenike belgelerinden de yansır. Mısırlılar, Girit.re-çetelerini kabullenmişlerse, Minoslu-lar da bilgiden yana Nil’den çok şey aktarmışlardı. Yunanlılar, Karanlık Çağlardan çıkmadan çok önceleri,

Babit ve Mısır biliminin sonuçlan Ege’de çoktan tanınıyor ve biliniyordu.

Bilimin yaygınlaşması bu alanlarda durmamıştır. İndüs kentlerinin süsleme sanatı; pergele çizilen, üçgenleri ve dörtgenleri çevreleyen daireler, M.Ö. 2500 yıllarında “geometri kav-ramı”mn varlığını kanıtlar, tki bin yıl sonraki Sanskrİtçe tören yazıları geometrinin yaygın uygulanmasının tanıklarıdır.

No tag for this post.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.