İcatlarda Duraklama Dönemi ve Sonrası
Roma egemenliği, M.Ö. I. yüzyılda yayılmaya başladı. Arşimet, Anİ-bal’m Roma’yı yendiği ve yeni fatihlerin yıldızının parladığı bir dönemde öldürülmüştü. Kresibiüs’un doğduğu yıi; Afrikalı Skipion, Kartaca-hian Zama’da yenmişti. Herone’un yaşadığı dönemde Roma’nın savaş arabaları Mısır’da gösteri yaparak dolaşmaktaydılar. Cumhuriyetin belli başlı limanlarından biri olan İskenderiye (ötekiler: Suriye’de Antiokia, Karadeniz’de Olbia’ydı) yükselmesini sürdürüyordu. Roma’nın birbirini izleyen fetihleri ona yeni ve gittikçe çoğalan olanaklar sağlamaktaydı. Ama . bilimsel alandaki hız, ansızın duruvermisti; Yeni gelenler, kuramsal bilimi destekleyecek nitelikte değillerdi.
Uygarlık öncülüğünde Ege insanlarının yerini alan Romalılar, bilinç-lilik bakımından onların tam karşıtıydılar. Romalılar, kendilerinden öncekilerin neleri var neleri yoksa; edebiyat eserlerini, bilimsel bulgularını bir yana ittiler. Son derece gerçekçi ve bir anlamda dar görüşlü ve salt günlük yaşamla ilgilenen Romalıların, insanların savaşmaktan ve toprağı işlemekten başka bir şeyle uğraşabileceğine akıllan yatmıyordu.
Bu nedenle de anıtlar yapmak istediklerinde; Yunanlı mimarlara, makineler İmal etmeye kalkıştıklarında Yunanlı mühendislere ve hastalandıklarında da Yunanlı hekimlere başvurmak zorunda kalıyorlardı. Öte yandan, kültür alanında olduğu kadar ekonomik alanda da “ithalâf’a başvurmak durumundaydılar. Bu da, daha o zamandan Roma împaratorlu-ğu’nun birden bire çökmeye mahkûm olduğunu haber vermekteydi. Çünkü “Zekânın zayıflaması, toplumun çöküşünü hazırlar.” Ayrıca “Roma yok olmaktan kurtulsaydı bile, eski Çin İmparatorlugu’nun çöküntüsüne uğrardı.”
Roma İmparatorluğu’n un sınırlarının doruğuna ulaştığı II. yüzyıldaki durumunu ele alalım: Atlas Okyanusu’ndan Kafkaslara kadar olan iki milyon kilometrekarelik topraklarda sürekli bir banş havası sürdürüyor ve bu bütünü ayakta tutabilmek için tüm yönetim yeteneğini kullanıyor ve yenilmez bîr lejyoner (1) ordusu besliyordu…. Böylece, her çeşit kurama gururlu bir ilgisizlik göstermesine İcar* şılık, Yunanlılardan miras aldığı savaş tekniğini büyük bir titizlikle inceliyordu.
Med Savaşlan’ndan Antoninuslar soyuna kadar yedi yüzyıl geçmiştir.
Ne var ki, bu “hanedan”ın saltanat yıllarında bile lejyonerler hâlâ mızrak ve kılıç gibi geleneksel silâhlar kullanmaktaydılar. Buna yalnız ok ve sapan eklenmişti. Ancak, Roma silâhlan çeliktendi ve Jul Sezar (Julius Caesar) bu sayede hiç de küçümsenmeyecek üstünlüklere sahip olan Galyalıları yenebildi. Ordu komutanları, Yunanlılara karşı düzenlenen seferlerin anılarını ve hele Arşimet sayesinde Mar-sellus’ü Siraküsa kuşatmasında yenilgiye uğrattıklarını unutmamışlardı. İskenderiye savaş makineleri, bu nedenle bir tür kuşatma topçusu şeklinde kuruldu. Bu makineler, Asurlular-daki koçbaşlarına ve hareket eden kulelere benzemiyordu. Mancınık denen dev sapanlar kullanılmaya başlanmıştı. Mancınık tekerlekli büyük bir yay ya da taş ve kaya parçalan atmaya yarayan sapan biçiminde olurdu. Sezar’-m savaş mühendisi Vîtruvîus’a inanmak gerekirse; bu top, yüz kilo ağırlığındaki kayayı bir kilometre uzağa atabiliyordu.
Ancak lejyoneriere silâhların ve Romalılara evlerindeki masallara yaraşır konforu sağlayan yine Ege aklıydı. Evlerindeki akarsu, banyo odaları ve merkezden ısıtma gibi konfor iskenderiye’den ithal edilmişti. Büyük bir ilgi gören ve pencere pervazlarına takılmasına bile başlanan cam da oranın malıydı.
Cam sanayiinin M.Ö. 3000′de Mısır’da doğmuş olduğu kabul edilmektedir. Bu keşfi, herhalde ateşi fazla kaçırıp killi toprağın camsı bîr maddeye dönüştüğünü gözlemleyen bir tuğlacıya borçluyuz.
Gerçekten de arkeologlar, en eski izlere bu ülkede rastlamışlardır M.Ö. III. bin’de boncuk ve küpe; II. bin’de şişeler ve kaplar! Bu buluş, Fenikeliler sayesinde Yakın Doğu’ya ve Avrupa’ya yayıldı. (Avrupa, camıİ M.Ö. 500′de tanımıştır). Cam, saydamlığını ancak Roma İmparatorluğu’nun kuruluşu yütannda bulmaya başladı.
Bİr süreden beri Akdeniz’deki Yunan sömürgelerinde kullanılmakta olan sabun da bu tarihlere doğru yayıldı ve giderek bir sabun sanayii doğdu. Sabun, yağ ya da içyağı ve sodyum karbonatla yapılabiliyordu. Tıraşta kullanılmıyordu henüz. Tıraş olmak bîr uzmanı gerektiren, saatlerce süren, yüzde kesik ve yaralar bırakan eziyetli bir işti. Kanı, sirkeye batırılmış Örümcek ayağıyla durdururlardı.
Aynı Kategorideki Diğer Yazılar
Çikolatayla Çalışan İlk Yarış Arabası
Türklerden Parmak İzinden Yüz Tanımlayan Sistemin İcadı






Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.