TARİH SAYFALARINDA UNUTULAN ÖNEMLİ VE ÖNCÜ KİTAPLAR | Teknoloji.Tc

TARİH SAYFALARINDA UNUTULAN ÖNEMLİ VE ÖNCÜ KİTAPLAR

Pitagoras’ın üçgenleri – Öğrenciler – Bilim, yarı dindi – “Pitagoras Davası” – Sayılar… – Formüller – Heraklit – Evrenin yasaları – Bir dönüşüm daha: Loğas öğretisi – Doğa durmaksızın değişip yerile-şir – Özverili bir bilge: Ampedofcles – Doğaya egemen olma – Gerçek nerdedir?


Taşçı Mnesarkos’un oğlu Pitagoras günlerden biur gün Sisam adasından ayrıldı ve böylece Pitagoras’ın izleri kaybolup gitti. Mısır Babil’deki barbarlar arasında bulunan Pitago-ras’a orada kâhinlerin kendisine sırlarını açıldıkları söylenmişti.

Yıllar sonra da dünyanın öbür ucundaki İtalya’da deniz boyundaki Kroton kentine yerleştiği öğrenilmişti.

Derken yine bir gün Pitagoras çı-kageldi. Pitagoras, gençleri toplayarak uzun uzun konuştu.

“— Gençler,” diye seslendi onlara; “söyleyeceklerimi saygıyla ve ses-

sizce dinleyin! Çevrenize bakın: Evrende bir düzen var, her şey bir uyumla bir ölçüye ve bir sayıya bağlı. Sesler bile…”

Pitagoras bir tahtaya gerilmiş teli çekerek bırakıyordu. Teli hİr kısaltıp bir uzatıyor, böylece de sesler gözle görülmez bir merdivenden bazan yükselip, bazan da alcahyorlardı.

Bir sesi öbüründen ayıran mesafeyi ancak bir müzisyenin duyarlı ölçebilir gibi geliyorduysa da, bu sırrın anahtarı bulundu. Böylece saz, müzik ölçülerine; yani, sayıya bağlandı.

Pitagoras kumun üzerine üçgenler çizdiği zaman sayı, burada da (şekiller dünyasında da) egemendi. Eşyaları karmaşadan ayıran, şekli olmayana bir biçim veren ve karmaşayı düzene sokan hep sayı, çizgi ve kenardı.

Böylece üç doğru çizgi, sınırsız uzaydan sınırlı bir üçgeni biçip ayırmış gibi oluyordu.

Geceleri, Pitagoras, öğrencilerin dikkatim gökyüzüne çekerdi. Orada da sayı, Ölçü ve uyum egemendi. Yıldızlar düzensiz, karışık bir sürü halinde hareket etmezlerdi. Tam saatinde doğup batarak kendilerine özgü bir yol izlerlerdi. Evrenin ortasında, her şeyi aydınlatan ve ısıtan ateş; bir sunaktaki ateş gibi yanıp dururdu, bunun çevresinde ayla güneş, yıldızlarla gezegenleri taşıyan on “billur kubbe” dönerdi. Dünya da bu genel yasaya uyarak yerinde durmaz; evren ateşi çevresindeki düzenli ve uyumlu akışa katılırdı.

“Kubbe’Mer yavaş yavaş döner ve her birinden’de bir teldekİnden gibi ezgi çıkardı. Bu on teîli evren sazında her kubbenin kendi sesi vardı.

Her şeyde bir düzen vardı. Her şey sayılara bağlıydı.

Kutsal sayılar vardı: Bir, üç, dört, ori gibi. Bir, sayıların ilkiydi. Üç başlangıç, orta ve son’du. On hesabın temeli, sayıların en tamıydı. Dört’se on’u tamamlayan sayıydı. İlk dört sayı toplanınca: 1+2 + 3+4, sonuç on olurdu.

Bu buluş Pitagoras’ı sarsmıştı. Bir şeyler anlamış gibiydi. Her şeyi bulduğunu sanıyordu. Sayıyla her şeyin ölçülebileceğini görmüştü ve sayıyı her şey biliyordu. Evrenin başlangıcı ve özü sayı’ydı.

Öğrenciler, Pitagoras’ı şaşkınlık ve heyecanla dinliyorlardı. Öğretmenlerine İnanıyorlardı. Seslerin, şekillerin ve gök cisimlerinin sırlarını açar

anahtar bulunmuştu. Bu anahtarla evrenin öbür sırları açılımaz mıydı?

öğretmen, “evet açılır” diyordu. “Sayı, mutluluğun da mutsuzluğun da, şansın ve şanssızlığın da anahtarıdır.” Uğurlu ve uğursuz sayılar da vardı.

Evrende her yerde sayı, ölçü ve uygunluk egemendi, tanrılar her yerde değişmez bir düzen kurmuşlardı. Yıldızlar bile bu düzene bağlıyken, insan nasıl bağlı olmazdı? Bir kent düşünün; orada karmaşa egemendir ve her şeyi kalabalığın keyfi hareketleri çözer. o kentte eski düzene saygı, soylulara ve tanrıların kurduğu değişmez düzene saygı kalmış mıdır?

Pitagoras, öğrencileriyle İşte böyle konuşurken onlara öğretisinin sırla-nnı açardı. Bu öğreti, artık kimsenin inanmadığı eski masallar olmayıp, eski tanrıları savunan yeni bir bilimdi.

Pİtagoras’ın öğrencileri gittikçe artıyordu. Bunlar arasında bir kardeşlik, bir dostluk derneği kurulmuştu. Günlerini beden eğitimi, matematik ve müzik dersleriyle geçirirlerdi. Beden eğitimi, vücudun uyumluluğuydu. Vücut uyum bilmezse, ruhta da düzen olmazdı. Müzik yüksek duygular yaratırdı. Saf bir bilim olan matematik de o ruhu arındırırdı.

Pitagorascıların sırları vardı.

Bilimleri, yarı yarıya dindi. Birçok kuralları, sınırlamalar ve yasaklamalar vardı ki, Pitagorascılığın yabancısı olanlar bunları anlayamazdı.

Dernek her yere elini uzatmış, îtalya’daki bütün Yunan kolonilerini ve tüm Yunanistan’ı sarmıştı.

Bunların sözden eyleme geçmeleri için yalnız bir dürtü gerekti. Uyumdan, savaşan ve kavga eden her şeyin barışa kavuşturulmasından çok söz ederlerdi.

Gençler; sesler, sayılar ve yıldızlar üstüne sakin sakin konuşurken evreni şöyle düşünürlerdi: Evren ateşi ve çevresinde dönen düzenli ışıklar topluluğu… Günün birinde işte bu yangının renkli alevleri ve çevrede kük-reyen kalabalıkla karşılaşmışlardı. İçinde yaşamları gerekli bu kavgalı dünya, Pitagorascıların düşledikleri o değişmez, uyumlu düzenden ne kadar da değişikti.

Okulda “Pitagoras davası”nı öğrenirken, rasyonel sayılan (tam kare olmayan sayıların kökü gibi birim Ölçüsüyle ortak hiç Ölçüsü olmayan nicelik) ya da ses kuramını ele alırken bugün artık gün gibi aydın olan gerçekler üzerinde bir zamanlar ne coşkulu tartışmalar yapıldığım düşünmeyiz bile.

Bilimin gücü gittikçe artıyordu. Pergel, kılıç kadar keskin bir süah olmuştu.

Pitagoras’ın öğretisi, en çok Pitagorascıların çalışmalarıyla gizlilik perdesini yırtıp Özgürlüğe çıkıyordu. Pi-tagoras’m yolundan dönenler, ölü ilan edilir ve bunların daha sağlıklarında mezar taşları dikilirdi, ölü ilan edilenler gibi bilim de yaşamaya devam ediyor ve alışılmış eski düşünceleri altüst ederek görevini yapıyordu.

Daha düne kadar dünyayı, evrenin hareketsiz ve değişmez merkezi sayanlar, artık Pitagorascıların toplantılarında dünyanın, evren ateşinin çevresinde dönen bir kitre olduğunu söylüyorlardı. Pitagorascılar, eski düzeni korumak isterlerken ayakları altındaki dünyayı yerinden oynatıp bir topaç gibi dönmesine neden olmuşlardı.

Bunlar büimi kendilerine hizmet ettirmek isterlerken, kendileri bilime hizmet etmişlerdi.

O zamanlardan bu yana yüzyıllar geçmiş, Pitagorasctlarla karşıtları arasındaki tartışma ve kavgalar çoktan unutulmuş ve artık o dönemin insan-

larını, söylencelerin arasından tarihçiler bile kolay kolay seçemez olmuştur.

Ünlü Pitagoras davasının bile, gerçekte Pitagoras’ın olup olmadığından araştırıcılar bile emin değiller. Dünyanın yuvarlak olduğunu ve evrenin merkezinde bulunmadığını özellikle Pitagoras mı bulmuştur?

Kim bilir, bu belki de tümden Pitagoras’ın değil, kurduğu felsefe okuluna bağlı olanların buluşudur.

Ne olursa olsun, Pitagorascıların bilim alanındaki hizmetleriyle bilimsel buluşları unutulmamıştır. Nedeni şudur:

Sayılan kullanmadan iş görebilen hiçbir bilim dalı yoktur.

No tag for this post.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.