İlk Mekanik Araçlar, İlk İnsanların Mekanik Araçları | Teknoloji.Tc

İlk İnsanların Mekanik Araçları


İnsanlara tarlaları sulamak, yük kaldırmak, kaleleri kuşatmak için ağaçtan, taştan ve demirden uysal yardımcılar gerekti.

Dedal gibiler çoğalıyordu.

Kendilerini söylence ustasının torunları sayanlar, artık yalnız demirciler, marangozlar ve heykeltıraşlar değildi.

Siraküsa’da ve İskenderiye’de el-İerinden her iş gelen ustalar vardı; hem de pek çok…

Bir yapıya ağır taş blokları kaldırmak gerekirse, makaraları bileşik bir mekanizma halinde birleştirebilen “planga ustası”nı çağırırlardı.

Su değirmenlerini, büyük derinliklerden su çekme tesislerini “makine tısstalan” demir ve taş gülleleri uzağa atan mancınıkları da “mancınık ustaları” yaparlardı.

“Harika ustaları” da vardı.

İskenderiye tapmaklarında kapılar otomatik olarak açılırdı. Bir bronz kâhin heykeli tören kürsüsünde ateşi yakar ve tanrılara şarap sunardı. Bayram günlerinde madensi bir ses duacıları tapınağa çağırırdı.

Bunlar hep “harika ustaları “nm işiydi.

Mekanikle yalnız ustalar uğramazlardı.

Daha Platon güney İtalya’dayken, Tarentli bir Pitagorascı olan arkadaşı Arşit, makaraların özelliklerini incelemişti. Aristoteles mi, öğrencilerinden biri mi mekanik üstüne bir kitap yazmıştı. Bu kitapta, manivela, palanga, terazi ve dişliler sözkonusuy-du.

Yine aynı kitapta bir dişli döndürülünce, ikinci ve üçüncü dişlilerin de dönebileceği söyleniyordu.

Siraküs’da, bir matematikçi ve mühendis olan Arşimet yalnız yapı işlerinde ve savaşta kullanılan araçlar yapmakla kalmamış, mekanikteki yasaları da açıklamıştı.

Ünlü İskenderiyeli mekanikçi He-ron, otomatlar yapmış ve “hava, ateş, su ve toprak sayesinde, hayatta bize faydalı olan çeşitli, şaşılacak makineler yapjmı üstüne” kitaplar yazmıştı.

Kitaplarından birine Heron şöyle başlar: “Bilgeler ve mekanikçiler, hava ve su sanatıyla uğraşılmasına yüksek bir değer verirlerdi. Mekanikçiler bu İşi, suyun gücü ve kudreti için, bilgeler de sanatların gerçek özü için takdir ederlerdi.”

Böylece, mekanikçüerin emeği, bilimi ve bilim de çalışmaları ilerletiyordu.

Eski çağlarda Babil’de ve Mısır’da bilimin doğmasına insan gücü ve deneyimi neden olmuştu.

Bilim, Yunanistan’da gelişti. Demokrit ve Aristoteles, bilimi o güne dek görülmemiş bir düzeye eriştirdiler.

Yüzyıllar sonra bilim eski yurduna, Mısır’a döndü. Mısır’ın İskenderiye kentinde deneylere dayanan bilimin gelişmesi, Yunanistan’a bakarak daha kolaydı.’

Maden ocaklarında, demirhanelerde ve yapılarda özgür insanların yerini köleler alalı beri Atina’da çalışma hor görülmeye ve köle işi sayılmaya başlamıştı.

İskenderiye’de iş buna kadar varmamıştı. Oradaki işliklerde, özgür zanaatçılar oğullarıyla ve işçilerle çalışıyorlardı.

Bilim gelişmişti. Aristoteles’inki gibi bir kafaya bile sığmaz olmuştu. Aristoteles, serpilip gelişen bilim İmparatorluğunu mirasçıları arasında bölmek zorunda kalmıştı. Muzeum’-daysa bilimlerin bu bölme işi daha da ileri gitti. Her şey bir kafaya sığmaz, bir çift el de her şeyi beceremezdi. Muzeum’da binlerce öğrenci öğretmenlerin yönetimi altında coğrafya, gökbilim, tarih, mekanik, matematik ve felsefe öğrenirlerdi. Bunlar o zamanki bilimlerin tümüydü. Euklidis burada ders vermiş, Arşimet matematiği burada öğrenmişti.

Muzeura, bir bilim ocağıydı. Daha çok bir işliğe benzerdi. Ayrıca tek bir işlik değil, baştı başına bir bilim sitesiydİ. Bir yerde fizikçiler, ötede gökbilimciler ve başka bir yerde de rhekanikçiler çalışırdı.

Hükümdarlar da okumak için buraya gelirlerdi. Hükümdar Ptolome-us, Euklidis’ten matematik öğrenmek için kolay bir yol göstermesini rica etmiş, Euklidis de: “Matematikte hükümdarlar için ayn bir yol yoktur” demişti.

Tags:

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.