İLK İNSANLARDA MEKANİĞİN ÖNEMİ
O dönemde egemen Hieron mekaniğin önemini anlayarak Arşimet’ten hem savunma ve em de kuşatmada saldırı için kullanılabilen çeşitli makinelerle tesisler yapmasını İstemişti. Şimdi bu makineler Sİrakusahlann işine yaramıştı.
Romalılar kenti iki yandan kuşattıklarında Sirakusalılar korkmuşlardı. Çünkü böyle korkunç bir güce direni lebileceğini hiç ummuyorlardı.
Tam o sırada Arşimet savaş araçlarını hareket geçirmişti. Çeşitli oklar ve inanılmayacak kadar büyük taşlar, gürültüyle ve korkunç bir hızla düşman piyadesine doğru uçuyorlardı.
Bunların darbesine hiçbir şey dayanamıyordu. Düştükleri yeri yıkıp düşmanın saflarını bozuyorlardı.
Denizde duvarlardan ansızın eğri koçbaşlan havaya kalkıyordu. Bunlardan bazılar da demir pençeleriyle ya da leylek gagası gibi çengelİeriyle gemileri burunlarından kaldırıp ters çevirerek batırıyorlardı.
Marcellus’un gemilere yerleştirdiği mancınık daha surlara yaklaşmadan kaleden on talant ağırlığında bir taş atılmış, arkasından bir daha bir daha… Taşlar korkunç bir gürültü ve olağandışı bir güçle mancınığa isabet ederek parçalanmış; somunlarını ve cıvatalarım darmadağın etmişlerdi.
Bilimin ilk çağlardaki merkezi diyebileceğimiz Jskenderlye’de Ptolemeus da gökyüzü ite uğraşıyordu.
Ne yapacağını şaşıran Marcellus, donanmasıyla hemen denize açılmayı kararlaştırıp piyadeye geri çekilmek komutunu vermişti.
Piyade bir hayli geri çekilmiş, ama oklar kendilerine ulaşarak ağır kayıplar verdirmişti.
Romalıların birçok gemisi yakıp yıkılmıştı. Buna karşılık düşmana hiçbir zarar verememişlerdi. Çünkü Ar-şİmet’in savaş araçlarının çoğu surları siper edinmişti.
Romalılar, fıçılar içinde gizlenmiş düşmana karşı savaşıyorlardı sanki.
Başlarına bela üstüne bela geldiği halde düşmanı görmüyorlardı bir türlü. Marcellus, kendi mekanikçileriyle ve makinistleriyle alay ederek: “Yani”, diyordu: “Durduralım mı dövüşü bu dev matematikçiyle? Baksanıza, o deniz kıyısında rahatça oturmuş, gemilerimizi batırıyor ve bize bu kadar oku birden atarak yüz eli olan devleri gölgede bırakıyor…”
Plutarkos’un bu sözlerinde bilime, yüz eli olan dev masal insanını gölgede bırakan matematikçiye büyük hayranlık vardır.
Arşimet’in gücünün yalnız bilimle olmadığını Plutarkos anlamıştı, Arşimet’in yüz değil, binlerce eli vardı. Kenti bütün halkla birlikte savunmuşlardı. Kendisini dev yapan da buydu.
Arşİmet, matematik üstüne yazdığı eserlerinden birini, Dosifeus adlı bi-limadamına gönderirken şunları yazmıştı: “Bu teoremler uzun zaman rahatımı kaçırmıştı. Çünkü bunları birkaç kez inceledim ve bunlarda birçok zorluk buldum.”
Bu yorulmak bilmeyen İnsan, güçlükleri de yenmeyi bîlyirdi.
Arşimet başka bir mektubunda gelecek araştırıcılara yardım olsun diye buluşlarını herkese bildirmeyi borç saydığını yazıyordu.
Arşimet, bilimin ancak elden ele geçmekle gelişeceğini bilirdi.
Matematikçi Konon’un ölümüne acımıştı. “Sağ olsaydı, geometrinin sınırlarını alabildiğine genişletirdi’1 demişti.
Arşimet, Konon’un başladıklarını bitirmeyi de borç bilmiş, onun ka-mtsız bıraktığı teoremleri kanıtlamıştı.
Arşimet’ten bize kalan kitaplar kendi adını taşıyan yasalar üstüne anlatılan bütün hikâyelerden daha güzeldir. Arşimet.bir zamanlar sözünü ettiği o “geleceğin araştırıcı “I arına şimdi bile yardım etmektedir.
İnsanlar her gemi yaptıklarında gemi yapımcısı Arşimet’ten faydalanırlar. Onsuz ne bina kurulur, ne de makine yapılır. İnsan, hangi kaldıraca baksa, aklına hep Arşimet gelir.
SUYUN YENİ GÖREVİ
Arşimet öldürülmüştür. Başka mühendis ve bilimadamlan onun büyük eserini sürdürerek doğanın başı boş güçlerini yönetmeyi öğreniyorlardı.
Bilimadamlarının eserlerinde İlk su değirmenlerinin tanımlamalarına rastlıyoruz.
Suya başka bir görev daha yüklü-yordu İnsanlar. Bir tulumbanın, iki bronz silindirinde pistonlar bir aşağı bir yukarı gidip geliyor ve suyun başka yere dağılmasına engel olarak bir borudan geçirip ateşe karşı savaşa kö-rüklüyorlardı. Ateşin aklına esip de alevlendi mi, su onun hakkından gel-sinde görsündü.
İlk gönüllü tulumbacılar vargüç-îeriyle kaldıraçlara basınca, hortumdan çıkan parlak su fiskiyesİ, fışş diye bir eğri çizerek çatıya ulaşıyor ve evin kızgın duvarlarım yalamaya başlıyor, sonra buhar haline gelip ateşi söndürüyordu.
Su, İnsana boyun eğiyordu. Ya buhar? Ya hava?
Hava zaten çoktan denizciliğin hizmetine girmişti ve kadırgaların yelkenlerini şişiriyordu. Ama buhar daha işe yaramazlık içinde dolaşıyordu.
İnsanlar ondan da yararlanmayı denediler. İskenderiyeli bİlimadamla-rından Heron kazanda su kaynattı. Ama buharı boşa vermedi. Kazanın kapağını öyle kapattı ki; buhar, ancak İstenilen yoldan çıkabiliyordu. Bu yol, buharı, bir eksene tekerlek gibi oturtulmuş duran bakırdan bîr küreye götürüyordu. Burada buhar, kürenin iki yanına lehimlenmiş olan eğri boruları iterek küreyi gittikçe artan bir hızla çeviriyordu.
Heron, küresini öğrencilerine ve dostlarına gösterdiğinde, herkes buhar fışkırtıp topaç gibi ıslık çalarak dönen bu şeye şaşkınlıkla bakmıştı. Bu, henüz bir oyuncaktı; iki bin yıl sonra insana rüzgârdan daha büyük bir hız sağlayan buhar makinesinin yolunu işte bu ovuncak açmıştır.
Böylece tenecikleri havada darmadağın dolaşan buhar İnsana her güç işinde gerçek biryardımcı olacaktı.
Aynı Kategorideki Diğer Yazılar
Mumyalanarak 90 yıldır hiç değişmedi
Kanada'ya Düşen Meteor Taşının Parçaları Bulundu






Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.