MİMARLIK VE ÖNEMİ | Teknoloji.Tc

MİMARLIK VE ÖNEMİ

Tezhip, (I) çini mürekkebi, çömlekçilik… bunlar, özellikle 1000 yıllarında başlayarak Avrupa topraklarında yükselen büyük dinsel eserlerin yanında küçük kalan sanatlardır.

“KatedraF’in Ortaçağ’ın tipik bir anıtı olması, Kilise’nin güçlüğünden ve toplumları – içtenlikle olsun olmasın – ‘iman’a zorlanmasından ileri geliyordu. Bunun sonucu olarak da herkes katedrallerin yapımına katılmaktaydı: Kimi para yardımı yapıyor, kimi taş çıkarmaca da taşıma gibi angaryalar yükleniyor, kimi sanatıyla katkıda bulunuyor ve zanaatçıları evinde barındırıyor ya da vitraylar armağan ediyordu. O dönemdeki tekniğin ilkelliği sonucu; her çeşit iş, insan gücüyle başanlacağından bir Nötre Dame, bir Chartres, ve Reİms ka-terdralinin en kadar zamanda bitebileceği düşünülebilir. Gerçekten de yapımı yüz yıl sürenlerin sayısı az değildir.

Ortaçağ’ın başlangıcında kiliseler ve eski bazilikalar (1) örnek tutan dikdörtgen bir nef ten (2) yapılmıştı. Buna, zamanla “transept, (3), yan nefler, bitişik küçük kiliseler, çan kuleleri de eklenmişti. Bu büyüme ortaya çetin bir sorun çıkarıyordu: Damın örtülmesi. Kilise yalnız bir nef-ten oluşmuşken, krişlere dayanan bir dam inşa etmekle iş çözümleniyordu; ama yapımın gelişmesiyle bu yöntem yetersiz kaldı. Çünkü putreller belli bir ölçüden uzun yapılınca sağlamlığından kaybediyordu. Ayrıca, bütün bu tahta parçalar her an yangın tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

Bu yüzden, XI. yüzyılın başından beri adi damın yerine taş tonozlar kullanılmaya başlandı.Bu tonozun iç eğ-

meci, eksene göre kesilmiş silindir şeklindeydi ve iki yanı da nef’in iki duvarına dayanıyordu. Yapının tonoz anahtarı üzerine dayanarak kendiliğinden durabilmesi için taşları belli biçimlerde kesmek gerekiyordu. Böyle olunca da, duvarlara aşırı ağırlık yüklenmekteydi. Gerçekten de, bu ağırlık, duvarların birbirlerini itme tehlikesi yaratıyordu; yani, duvarlar bu itişe karşı gelebilecek kadar ağır, alçak ve tek parçalı olmalıydı. Bu yapım türü, yeterli büyüklükte pencereler açılmasına uyguri olmayan hantal ve karanlık “Roman stili” kiliseleri meydana getirdi.

Ama aynı dönemde (1100 yıllarında) birbirlerinden çok uzak yerlerde (sözgelişi, Durham-İngiltere ve Moİssac-Fransa) yepyeni bir yapı sanatı yayılmaya başladı. Dörtgen şeklinde yerleştirilmiş dört sütuna, bu dörtgenin köşegenlerine doğru uzanan tonoz anahtarında kırılan dört kemer inşa edilerek meydana getirilen çatı iskeletine, her büyüklükte damı oturtmak olanağı vardı. Burada da çatı, duvarlara büyük bir ağırlık yüklemekte ve bunların birbirini itmesine yol açan bir güç yaratmaktaydı. Fakat bu sakınca iki gücün dikey biçimde inişini sağlayacak biçimde yerleştirilmiş payanda (1) kemerlerinin ağırlıklarıyla rahatça dengelenebil-mekteydi. Artık 1100-1500 yıları arasında mimarlığa egemen olacak

(1) Yaldız ya da renkli boyalarla süsleme sanatı.

(1) Ticaret ve toplumsal olgularda toplanma yeri olarak yapılmış, çatısı dikdörtgen bici, mlnde sütunlu salonlardan meydana gelmiş Roma yapısı.

(2) Kiliselerde kubbe altı bölümü, şahın.

(3) Bir kilisenin esas yapısına dik İnşa edil miş, yapıya haç şekli veren yan bölümler

117

“Gotik” sanat doğmuştu.

Görkemli dinsel yapıları kalabalık bir köle yığının kırbaç altında çalıştırıldığı piramitlerin yapımıyla karşılaştırmak, doğru mudur acaba? 1000 yılından Ortaçağ’m sonuna kadar uzanan yıllar, teknik yönünden çok verimli bir dönemdir. Şimdi sözü edilecek teknik buluşlar insan gücünün yerini büyük ölçüde su ve rüzgâr gücünün almasına yol açacaktır. Bunun nedeni de el emeğinin azalması sonucu ve onun yerine başka güçlerin bulunması zorunluğuydu. Makineleşmeye doğru kaçınılmaz gidiş gereği doğmuştur.

Yoksa, bu buluşlar el emeğini azaltarak köle ve sertlerin azat edilmesine mî yol açmıştır? Kuşkusuz, İki durumun da karşılıklı etkileri olmuştur; ama başta gelen etken, el emeğinin azalmasıdır.

Gerçekten de Ortaçağ boyunca nüfusunu sürekli artmasına karşılık, her işe koşulmaya yarayan köle sayısında belli bir a/alma görülmüştür. Bunda u/atlıların gittikçe artması, tarihli* ben/eri görülmemiş büyük salgınlar, kıtlıklar ve savaşların da etkileri olmuştur. 1000 yılından başlayarak bu sorun kaygı verici bir yöne doğru sürüklenmeye başladı. Değirmenleri nasıl döndürmelİ, tarhları nasıl sulamalıyclı’.’ Aslında bitkılusa; bu sorun, Kumalılııı döneminde çoVOtıı lenmiştl: Dcftirmcnl, beyulı tfu/liylr çeviriyorlardlı onlar. OriHCttg’ılu yi’ ni koşum şekli arlık bilindiğimle» ılii ha etkili bir çözüm yoluna uUi)ilmı> demekti. Hayvancılıktaki kcI’vuii’vIi1 de daha iyi türler elde ctlilchilınl), ni artık yalnızca tanın ve tabiimi l)lı?ıll) de değil, her çeşİı teknik İ>lmlc kul tanıtabilecek nitelikler ku/ttiımı>lı. Bununla birlikte Ortaçafl; İnsimi, ıltı ğal güçleri; su ve rüzgâr ı kullanmayı bilmeseydi, beygir, itici güç gcıckiili

ğinî tek başına karşılayamazdı.

SU VE RÜZGÂR GÜCÜNÜ KULLANINCA

Su ve rüzgâr gücünün kullanılması, insanlık tarihinde çok önemli bir olaydır. Çünkü, önce insanı yüceltiyor, yalın itici güç olmaktan çıkarıp makinenin egemeni ve deneticisi durumuna getiriyordu. Sonra da insan gücüyle oranlanamayacak bir gücün gelişmesini ve verimin artmasını sağlıyordu. Bu da uygarlık düzeyini yükseltecek olan gerçek sanayileşmeye doğru atılan büyük bir adımdı.

Rüzgâr gücü, iskenderiye’de Ar-şimet’in elde ettiği su gücünden daha yenidir. Bazı eski belgelere göre, Avrupa’da “yel değirmeni” ilk kez Nor-mandiya’da işlemiştir. (1105). Yel değirmenine 1408′de hâlâ turquois denildiğine bakılırsa, bu icadın Türklerin olması gerekir. Yel değirmeni oldukça zor yayıldı: ingiltere’ye 1143, Venedik’e 1332, Hollanda’ya da 1400′de girdi ve en üstün şekilde bu ülkede ulaştı, en çok da orada yaygınlaştı. Bir zaman geldi; her köyde bir yel değirmenine rastlanır oldu. Şunu da hemen ekleyelim; yel değirmeni, daha çok denizden kazanılan toprakların kurutulmasında işe yarıyordu.

“Su değirmenleri” Romalılar döneminde de biliniyordu. M.ö. 120 160 tarihleri ;ırasınd;ı Mİthrada-Iv’ın sarayımla bir su değirmeni bu-lıımıynıdıı. ftıiiTİcrl kovalı bir tekerlek flıtuilıfitvlt» su çıkarmaya yararken, unutulun Ofltltnıe I>imle kullanıl-ılı vo gltlnı’k ılı* “nrııv. /ııııuulı >ıırat-li.” Ymıl, lıu ılt’ûiimcnc İm

Su (.Icjlııncni, (ialya'ya 500 yılında girdi. İlki Muselle ırmağının kol-luııiRİjiıı biline yerleştirildi. İngiltere'-

118

119

ye 838'de, İskandinavya'ya da XII. yüzyılın başlarında ulaştı. Her ülkede büyük ilgi gördü, fakat bir sakıncası vardı; çalışmasını yağışların düzenine uydurmak gerekiyordu. Bu nedenle, su gücü, hayvan gücünün yerini alamadı. Değirmenler lüks araçlardı ve senyörlerin malıydı. Buğdayını bunlarla öğütebilmek için senyöre ücret ödenmesi gerektiğinden köylü evinde, kendi ilkel yöntemleriyle öğütmeyi yeğliyordu.

Su gücü buğday, ceviz ve zeytin öğütülmesinden başka amaçlarla da kullanıldı. Bu gücün kaldırdığı bir çekiçle kumaşlar tokaçlanmakta, deriler tabakalanmadan önce döğülmek-teydi. XIV. yüzyılın ortalarında buna yalnız çekiç değil, testere de eklendi. Az sonra da bileği çarkı, araçları ve silahları perdahlama makinesi ta-

kıldı. Bunlar madenlerin toz haline getirilmesinde, kâğıt hamuru yapımında ve çeşitli maden işlerinde kullanılıyordu. Lewis Munford'un düşündüğü ve Rodolphe von Nuren-berg'in 1400'de gerçekleştirdiği bocurgatın işletilmesi de su gücüyle oldu.

Görevi ne olursa olsun, su gücüyle işleyen makinelerin hepsine 'değirmen' deniyordu. Bunların ırmak boylarında kurulması, yalnızca geleneğe bağlanamaz. Böyle olmasının iki önemli nedeni vardır: Hızlı akarsuların bulunduğu bölgeler sanayileşmeye başlamış, yani uygarlığın öncüleri haline gelmişlerdi; sonra, bazı suların kullanılabilmesi için birtakım tesislerin yapılması gerektiğinden suyun akış hızını düzenlemek zorunluluğu doğmuştur.

No tag for this post.

One Response to “ MİMARLIK VE ÖNEMİ ”


  1. CheapTabletsOnline.Com. Canadian Health&Care.Special Internet Prices.Best quality drugs.No prescription online pharmacy. Low price drugs. Buy drugs online

    Buy:Benicar.Nymphomax.Seroquel.Zetia.Lipitor.Amoxicillin.Lipothin.SleepWell.Buspar.Prozac.Female Cialis.Acomplia.Wellbutrin SR.Female Pink Viagra.Cozaar.Aricept.Advair.Lasix.Zocor.Ventolin….

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.