PAPİRÜS KAĞIDININ BULUNUŞU | Teknoloji.Tc

PAPİRÜS KAĞIDININ BULUNUŞU

Böyle mühürlerle mühürlenmiş birçok antlaşmalar, faturalar ve hesap çizelgeleri bulunmuştur. Mühürlerin yanında sık sık tırnakla yapılmış bazı işaretlere ve imzalara rastlanmaktadır. Herhalde yazı yazmasını bilmeyenler imzalarını böyle atıyorlardı.

Tuğla kitaplar çok şaşırtıcıdır. Ne var ki, Mısırlıların icat ettikleri kitap ondan da garipti. Uzun, çok uzun ve yüz metrelik bîr şerit düşünün: Bu şerit kâğıttan yapılmışa benzerse de bu genelde “acayip” bir kâğıttı. Elinize ahp ışığa tutarsanız, incecik birçok caDraz çizgilerden yapılmış karelerden meydana geldiği görülecektir. Bir parçasını koparırsanız, gerçekten de tıpkı hasıra benzeyen birtakım – eritler-den örülü olduğu kolayca anlaşılır. Görünüşte bu kâğıt; san, parlak ve perdahlıdır. Balmumu levhalar gibi kolay kırılabilir de.,.

Üzerindeki satırlar şeridin uzun-luğunca değil de, dikine; onlarca, hatta yüzlerce sütunlar halinde yazılmıştır. Eğer satırlar şeridin uzunluğunca yazılmış olmasaydı, her satırı okumak için şeridin bir başından Öteki başına kuduı gidip gelmek gerekirdi.

Hu ttıırip kflftıt kendisinden daha garip bir bitkiden elde ediliyordu. Nil kıyılarının bataklık yerlerinde çıplak, uzun gövdeli ve tepesinde püsküllü olan yine garip görünüşlü bir bitki yetişmekteydi.

Bu bitkinin adı Papirüs’tü. Bugün de birçok dillerde kâğıdın adı papirüs kelimesiyle sıkı sıkıya bağlıdır. Sözgelişi; Almancada kâğıda Papier (pa-pir okunur), Fransızcada papier (pap-ye okunur) ve İngilizcede paper (pe-ypır okunur) denilmektedir. Rusların dosya, sıralaç anlamlarına gelen pap-ka kelimesi de papirüsten gelmektedir.

Bu bitki, eski Mısırlıların gerçek dostuydu; ondan kâğıt yapıyorlar, yiyor ve İçiyorlardı. Yanı sıra elbise, ayakkabı, hatta kayık bile yapıyorlardı. Papirüs kızartması, papirüs şerbeti, papirüs kumaşı, papirüs kunduraları ve papirüs saplarının örülmesin-den yapılan kayık… İşte Mısırlıların inek kuyruğuna benzeyen bu çirkin bitkiden yaptıkları şeylerdi bunlar. Papirüs kâğıdının nasıl yapıldığını görmüş olan Romalı bir yazar, eski Mısırlıların kâğıt fabrikasını anlatan bir eser bırakmıştır bize.

Eski Mısırlılar papirüs saplarını iğne ile ince, ama elden geldiği kadar geniş şeritler halinde ayırırlar; sonra bu şeritleri sayfa meydana getirecek şekilde birbirlerine yapıştınrlarmış. Bu iş çamurlu Nil suyu ile ıslatılmış masaların üzerinde yapılıyormuş. Bu çamur, kola yerini tutmaktaymış. Masa, suyun akmasını sağlayacak şekilde eğik olarak durmaktaymış.

Bir sıra şerit tamamlanınca, uçları kesilir; daha önce yapılmış olan sıranın üstüne ve çaprazlamasına konu-lurmuş. Böylece liflerin bir kısmı uzunluğuna, bir kısmı da genişliğine olan bir çeşit doku meydana gelirmiş. Bir tomar yaprak sonra bir yapraklar güneşte kurutulur, fildişi ya da hayvan kabuğu İle cilala-nırmış.

Kâğıdın olduğu gibi papirisün de birçok çeşitleri varmış. En iyi cins papirüs sapın tam ortasından yapılanıy-mış. Bunun genişliği de onüç parmak kadar bir şeymiş. Bugün kullanmakta olduğumuz defterden biraz daha büyükçe demektir. Eski Mısırlılar bu çeşit papirüslere “kutsal” adını vermişlerdi.

Papirüsü Mısırlılardan satın alan Romalılar birinci cins papirüslere imparatorları August şerefine “Au-gust Papirüsü” derlerdi. İkinci cins papirüslere de August’ün karısı Lİvia şerefine “Livia Papirüsü” derlerdi.

Papirüsün daha çok çeşitleri vardı. En kötüsü “Tüccar papirüsü” adını alırdı ve genişliği, topu topu altı parmaktı. Bunun üzerine yazı yazılmazdı. Paket yapmakta kullanılırdı.

En büyük papirüs fabrikaları eski Mısır’ın İskenderiye’sinde bulunuyordu. “İskenderiye papirüsleri” buradan Roma’ya, Yunanislan’a ve Doğu ülkelerine giderdi.

Yapraklar tamamlanınca bunları yüz metrelik, hatta daha uzun şeritler halinde birbirine yapıştırırlardı.

Peki, böyle bir kitap nasıl okunurdu? Yere serilse, neredeyse bütün sokağı kaplayabilir. Sonra kitap okumak için yere yatmak da pek hoş bir şey olmasa gerekir.

Yoksa, bunu bir tahta perdeye mi iUştirirlerdi? Ama, okunacak bütün kitaplara yetecek kadar tahta perdeyi nerede bulmalı? Özel “Okuma tahta perdeleri” yapacak değillerdi ki… Sonra yağmur yağdığında bu kitaplar ne duruma gelirdi? Hem kötü havalardan, birkaç gün içinde bütün bir kitabı parça parça edecek olanlardan nasıl korumalıydı? Başka tür-

sine şeridi iki ucundan tutarak bütün uzunluğunca açmaları rica edilebilirdi. Hayır! Bu da çıkar yol değildi; bu şeridi her gün birkaç saat tutacak kişileri nerede bulacaktınız?

Belki de hepsinden iyisi şeridi yaprak yaprak kesmek ve bu yapraklan (şimdi yapıldığı gibi) kitap haline dikmekti. Acaba bu işe yarar bir yol muydu? Hayır, değildi. Çünkü papirüs kâğıdı eğilip büküldüğü zaman kırılırdı. İstediğimiz gibi bükülüp katlanabilen şimdiki kâğıtlara benzemezdi.

Eski Mısırlıların buldukları çözüm çok daha akıllıcaydı: Şeridi boru biçiminde sarmayı ve kırılmaması için de bir değneğe geçirmeyi akıl ettiler. Değneğin uçları satranç oyunundaki şahları andırır biçimde yontulurdu. Tomarı okurken bu uçlardan tutarlardı. Bugün de haritalar boru biçiminde sarılır, yırtılmaması için gazete kâğıtları da böyle rulo biçiminde korunur.

Bir papirüs kitabı şöyle okunurdu: Sol elle değneğin yontulmuş ucundan tutulur, sağ elle de boru biçimindeki kitap tomarı açılırdı. Bir kitap okunurken iki el de kullanılıyordu. Gözü oğuşturmak ya da kalem almak İçin sağ el bırakılsa, tomar hemen sarılırdı. Okurken bir yandan da not almak ya da kitaba bazı şeyler not etmek mümkün değildi. Kitaptan not almak gerektiğinde iki kişinin çalışması gerekirdi. Biri okur, Öteki de yazardı.

Çalışırken çevresindeki gerekli yerleri açık duran bir yığın kitap bulundurulmaya alışmış bir bilgin için bu çeşit kitaplarla çalışmak herhalde çok zor olurdu.

Papirüs tomarlarının biricik kusuru yalnız bu değildi. Çoğu zaman bir tomar, bir kitabın yalnızca bir bolübilen yazılar eski Mısırlılarda, Yunanlılarda ve Romalılarda birkaç tomar tutardı. O günlerin kitabı cebe sığabilecek türden değildi. Yanında kitap götürmek isteyen bir kişinin, o kitabı meydana getiren bütün tomarları kocaman bir şapka kutusuna benzeyen ve etrafı kayışla çevrili yuvarlak bir kutuya doldurarak sırtına vurması gerekirdi. Zenginler kitaplarını kendileri taşımazdı. Bir kitaplığa ya da bir kitapçı dükkânına giderken yanlarına kitap taşımaya yarayan kutusuyla bir de köle alırlardı.

O dönemin kitapçı dükkânları bir kitapçı dükkânından çok duvar kâğıdı satılan dükkânlara benzerdi. Dükkânın uzun raflarında duvar kâğıdı tomarlarını andıran tomarlar bulunurdu. Bu tomarların her birinden kitabın adını taşıyan etiketler sarkardı. Papirüs üzerine siyah ve kırmızı boya ile yazılıyordu. Kalem olarak da ucu sivriltilmiş kamışlar kullanılıyordu. Her Mısır yazıcısı daima yanında bir kalem kutusu ile bir su çanağı bulundururdu. Bu kalem kutularını bugün ancak müzelerde görmek mümkündür. Ayrıca kalem kutusu kamış kalemleri kovmava varavan

uzunca bir olukla, boya koymaya yarayan iki çukurluktan yapılmıştı. Mürekkep çok daha sonra ortaya çıktı, Geçmişin mürekkepleri şimdi kullanmakta olduğumuz mürekkepler gibi dayanıklı değildi ve silgi yerine kullanılmakta olan ıslak süngerle kolayca silinirdi. Sünger yerine dilin de kullandığı olurdu. Roma imparatorlarından Caligula’nın sarayında yapılan bir şiir yarışmasında, kazanamayan şairlerin eserlerini dilleriyle yalamak zorunda kaldıklarını anlatırlar.

Mürekkebin kamış kalemden daha iyi akmasını sağlamak için kamış kalemin ucunu yararlardı. Bugün kutlanmakta olduğumuz kalem uçlarını andıran kalemlerin ataları bunlardı. Yarılmamış kalem uçları hiçbir İşe yaramaz. Sivri uçlarından biri kırılmış bir kalem ucuyla yazı yazmayı deneyin bakalım! Yazmadığını göreceksiniz. Kalem ucunun iki parçası da sağlamsa iş değişir; böyle olunca mürekkep bu iki parçanın arasındaki yarıktan düzgün olarak yavaş yavaş akar. Daha kalın bir çizgi çizmek gerekiyorsa, “mürekkep yolıT’nu genişletmek ve bolca mürekkep akıtabiltırmak yeter. Kolay ve akıllıca bir iştir bu.

Mısırlı yazıcı-kâtipleri gösteren birçok resimler hâlâ piramitlerin du-varlarındadır. Bunların çoğu yere oturmuş, sol elinde papirüs tomarı ve sağ elinde kamış kalem bulunan birkaç gençtir. Hepsinin kulağının arkasında bugün de birçok memurlarda olduğu gibi bir çift yedek kalem bulunmaktadır.

No tag for this post.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.