BİLGİN KTEZİBİS HAKKINDA BİLGİ | Teknoloji.Tc

BİLGİN KTEZİBİS HAKKINDA BİLGİ

Su saatlerinin en çok geçerli oldukları dönemde; yani, bundan 2000 yıl önce, en tanınmış su saatleri Mısır’ın iskenderiye kentinde yapılmaktaydı.

İskenderiye, dünyanın en zengin kentlerinden biriydi ve o dönemde söylenmesi alışılmış olan bir söze göre de iskenderiye’de “kar”dan başka her şey bulmak mümkündü. Elimizde olan bilgiler dünyanın İlk “su saati imalâthaneleri”ain burada kurulduğu üzerinedir. Başlangıçta yalnız üç-beş bilginin işi olan su saatleri, artık bu işin ustası zanaatçıların eline geçmişti. Su saati yapan bu zanaatçılara: “Otomatik Su Saati Yapan Ustalar” derlerdi.

Bu “Otomatik” ya da kendi dilimizde bu “kendi kendine işleyen” su saatleri de ne oluyordu. Bizim yukarda gördüğümüz Klepsidra’lar (su saatleri) hiç de “otomatik” (kendi kendine İşleyen) şeyler değildi. Bunları işletmek için epey çaba harcamak gerekiyordu.

İskenderiye’de saatçi dükkânları ortaya çıkmadan önceleri, bu kentte çok akıllıca bir su saati bulmayı başaran bir bilgin yaşamaktaydı.

Bu bilginin adı Ktezibis idi. Kte-zibis, bif berberin oğluydu. Babasının sanatı, Ktezİbis’in hiç de hoşuna gitmemişti. Ktezibis, İskenderiyelilerin sakalını tıraş edeceğine, kendini bilgiye verdi. Özellikle mekanik bilimi onu pek sarmıştı.

Ktezibis’i en çok ilgilendiren şey suyla işleyen makinelerdi. Çünkü insanlar o günlerde daha buhardan ve elektrikten yararlanmasını bilmiyorlardı. Dönemin hareket sağlayan biricik gücü su ile rüzgârdı. Yüksek bir yerden düşen su, değirmenlerinin çarklarını döndürüyor; esen rüzgâr, yel değirmenlerinin kanatlarını harekete geçiriyordu. Kendini bu işlere veren Ktezİbis’in aklına bir gün şöyle bir düşünce geldi: “Su saatleri, iyi hoş şeylerdi ama, bunların yanında her zaman bir insanın nöbet beklemesi gerekiyordu. Acaba kendi kendine işleyen bir su saati yapılamaz mıydı?”

Ktezibis, uzun çalışmalardan sonra gerçekten de istediği gibi bir saat yapmayı başardı. Bu, o günlerde yapılan saatlerden çok daha karı$’k ve ustaca yapılmış bir saatti. Zaten Kte-zibis’in Önünde düran iş de oldukça karışık ve zordu. Ktezibis, kendi kendine işleyen ve yaz, kış, zamanı doğru olarak gösteren bir saat yapmak zorundaydı. O günlerde saat uzunluklarının her gün değiştiğini unutmamak gerekir. Ktezibis de bunu gözö-nünde bulundurmadan edemezdi.

Ktezibis’in yapıp Arsinoe kilisesine koyduğu saal şöyle işliyordu: Silindirin üstünde, Arap ve Romen sayılarıyla yazılmış saatler işaret edilmişti. Romen sayılanı, gece saatlerini, Arap sayıları da gündüz saatlerini göstermekteydi. Oldukça ilginç bir saat kadranı niteliğinde ve dikkat edi-lirse, bu saat kadranı bizim bildiğimiz saatlerde olduğu gibi yuvarlak değil, silindir biçimindedir.

Günümüz saatlerindeki akreple yelkovanın yerine jrada bir borunun üzerinde durmakta olan eli sopalı, kanatlı bir çocuk konmuşiur. Boru kendiliğinden yükselmekte ve üzerinde bulunan eli sopalı çocuğu da silindirin en aşağısından en yukarısına kadar kaldırmaktadır. Tabii, çocukla birlikte, akreple yelkovan görevini yüklenen sopa da hareket etmekte ve zamanı göstermektedir. Kuşkusuz, çocuk aşağıdan yukarıya doğru 24 saatte yükselmektedir. En yukarıya çıktıktan sonra birdenbire aşağıya düş- , mekte ve yeniden ağır ağır yukarı çıkmaya başlamaktadır.

İş, bununla bitmiş olmuyordu. Çağın saatleri yılın çeşitli zamanlarında ayrı yarı uzunlukla olurlardı. Mu yüzden silindirin Üzerinde bir kadran yerine, her yılın her ayına ait birer tane olmak üzere 12 kadran bulunmaktaydı. Silindir, kendi ekseni üzerinde hafifçe dönüyor ve çocuğun sopasına (akreple yelkovana) o an için gerekli olan kadranı çeviriyordu.

Şimdiye kadar yaptığımız açıklamadan da anlaşılacağı gibi Ktezibis’in saati gerçekten de çok akıllıca ve kurnazca yapılmıştı. Ama, saatin iç yapılışı üstüne şimdi anlatılacaklara gereğince ilgi gösterilirse bunun nasıl işlediği kolayca anlaşılacaktır: Yukarda söz edilen silindirin öteki yanında, bir başka kanatlı çocuk daha bulunmaktadır. Bu çocuk (geçen zamana acıdığı için olacak) gözyaşları dökmektedir. Bİr su borusundan gelen sular, gözyaşı halinde çıkmaktadır. Çocuğun gözünden akan yaşlar dökülmekte, buradan da Özel bir boru aracılığında eli sopalı öteki çocuğun altında bulunan dar bir kutuya akmaktadır. Bu dar kutunun içinde bir mantar bulunmaktadır. İşte bu mantarın Üzerinde de eli sopalı çocuğun durduğu boru yer almaktadır.

Öteki çocuğun gözünden akan yaşlar dar kutuya dolduğu oranda mantar yukarı kalkmakta, mantarla birlikte de eli sopalı, kanatlı çocuk yükselmektedir. Çocuk en yüksek noktaya kadar çıkıp elindeki sopa XII sayısını gösterdiğinde dar kutunun içindeki su, birdenbire Yunanca (L) biçimindeki borudan akmakta; mantar da aşağı, ilk düzeyine İnmektedir. Tabii, mantarla birlikte eli sopalı çocuk da aşağı inmektedir.

Bu, yeni bir günün başlangıcı demektir. Eli sopalı çocuk, yeniden 24 saatlik gezisine çıkmaktadır artık.

Şimdi burada anlamamız gereken bir başka sorun daha kalır; Yukarda silindirin de, kendi ekseni çevresinde döndüğünü ve bu devrin 12 ayda tamamlandığını belirtilmişti. Peki, bu silindir hangi etkiyle dönmektedir; şimdi bunu inceleyelim:

L biçimindeki borudan dökülen su, bostan dolabını andıran küçük bir dolabın üzerine akmakta ve onu döNdürmektedir. Bu dolapla birlikte, dolabın eksenine tutturulmuş bir dişli de dönmektedir. Bu dişli, içice girdiği bir çarkı döndürmektedir. Bu çark da ikinci bir dişliyi döndürmekte; bu ikinci dişli, ikinci bir çarkı çevirmektedir. İşte, küçük bostan dolabının döndürdüğü bu dişliler ve çarklar da, bir eksen yardımıyla bütün silindiri döndürmektedir.

Oysa, yukarda gördüğümüz gibi su her 24 saatte bir kez su dolabının üstüne akıp onu döndürdüğüne göre; silindir, her gün ekseni üzerinde biraz dönmekte ve böylece her günün saatleri arasında küçük farklar oluşmaktadır. Bu silindir, bir yıl içinde tam bir devir yapmakta ve bir yıl sonra da her şey yeniden başlamaktadır.

Görüldüğü gibi bu, sonsu2 bir saatti. Bu saatin işlemesi için de dışardan su getiren küçücük bir boru yeterliydi. Böyle bir su saati, haklı olarak “otomatik” adını alabilirdi.

Ktezibis’den sonra daha ustaca yapılmış, daha karışık saatler ortaya çıktı. Sözgelişi, o dönemden kalma tablolarda gösterilen su saatlerinin, bizim bugünkü saatlerimizden hemen hemen hiç farkları yoktur. Kadranları yuvarlak olup, yelkovanları tokmaklarla işlemektedir. Yalnız bu tokmaklar, bugünün saatlerindeki tokmaklar gibi maden ve ağır değil, tahtadan yapılmış hafif şeylerdi.

No tag for this post.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.