İLK İNSANLARDA MADEN GEREKSİMİ VE İCATLAR
Rönesans döneminin durmadan artan maden gereksiminin yol açtığı icatların kazandıkları önemin niteliklerini belirtelim: Ortaçağ’ın sonuna” kadar teknik çalışma, kölelerin ve serilerin yazgısı olmuştu. En parlak zekâlar bile buna aşağılayıcı bir eylem gözüyle bakmışlardı. Platon ve Arşi-met’in, ‘yararlı’ makinelere karşı pek küçümser tutum takındıklarını düşünmek de, yeterli fikir verebilir. Onlara göre; insana değer yüksek düzeydeki uğraşılar ancak maddeden uzak ve düşünsel plandaki eylemler, yani metafizik, matematik vb. konular olabilirdi.
Ne var ki, o güne kadar ıoplum-da saygı gören bilginlerin, din adamlarının ve soyluların yanında yepyeni bir kesim doğuyor ve hızla en üst düzey insanı olma yolunda ilerliyordu: Anamalcı kent-soylu! Bu kesim ağır bastığında ötekilerle kıyaslanamayacak kadar etkili oluyordu. Sözgelişi; bir Jacques Coeur, Fransa kralına borç para veriyor; bir Dieppe’li armatör Jean Ango, Portekiz kralıyla senli benli oluyor ve Papa bile Fugger’den borç alıyordu. Bu durumda tekniğe
özel bir ilgi göstermekten, skolastik düşünüşün “Bİzansvari” boş tartışmalarına burun kıvırmaktan başka ne yapılabilirdi? Rönesans’ın bu Fugger-Ierİ, Carnegieleri, Basil Zaharofflan deniz ticaretinden ve maden İşletmelerinden elde ettikleri inanılmaz kazançları aracılığında olağan dışı bir güce sahip olmuşlardı. Elbette gemi yapım işlerine, yeni madenlerin keşfine ve yüksek fırınlar yapımına her şeyden çok önem vereceklerdi. Tek–nik; kazanç ve onunla birlikte toplumu dileğince biçimlendirme gücü sağlayabildiğine göre, o’ince zekâlar’ın sandığı gibi aşağılanacak bir uğraş değildi.
Bu dönemde tekniğin yeniden değer kazanması yalnızca sıradan bazı çıkarlara dayanmıyor, yanı sıra da çok ayrı bir öze bağlanıyordu: Roger Bacon ve Bernard Palissy gibi ‘konformist’ (1) olmaktan uzak kişiler, “bilimin diyalektik ve sofistçe yöntemlerle değil, doğanın gözlenmesiyle araştırılacağını” ileri sürmekteydiler. Kendi kendilerine çalışıp bilim öğrenen bu kişilerin düşüncelerinin ürünlerini vermesi için Descartes ve Galile’yi beklemek gerekti. Bununla birlikte I. Francois’mn egemenlik yıllarından başlayarak en parlak zekâlar da artık teknik icatlarla ilgi duymaya başlamışlardı. Hâlâ hor görülen uğraş sayılsaydı, Leonardo da Vinci bunlara kendisini böylesine verir miydi?
Leonardo da Vinci (1452-1519), Rönesans’ın örnek bir tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında ne bilgindi, ne teknisyen ve ne de bir ünlü bilge… Yalnızca olağanüstü zekâsıyla çeşitli alanlara ışık saçan yan bilisiz bir dâhi ve bilimde olduğu kadar edebiyatta da kendi kendini yetiştirmiş bir denemeciydi.

Büyük ressam, bu nedenle hiçbir zaman büyük bir bilgin olamadı. Sezgileri yoluyla yalnız kâğıt Üzerinde kalan üç yüze yakın icadın tohumunu attı. Gelgelelim, bilimsel bir temele sahip olmadığından bunların hemen hemen hiçbirini de gerçekleştiremedi.
1952*de Paris’te “Keşifler Sarayı’-'nda sergilenen el yazmaları ampirik (1) dehasının bu çok belirgin yönünü gösterir. Buharlı toplar, istihkâm gibi askeri konulardaki incelemeleri, kanal şebekeleri ve bataklıkların kurutulması gibi hidrolik alanındaki çatışmaları; saat maşası, sayaç gibi mekanik sorunlar üzerindeki uygulamaları çok yönlü dehasının ürünleridir. Hemen hemen Mona Lisa kadar ünlü “uçan maktne”si de bunların arasındadır. Çağının teknik düzeyi Vin-ci’nin birçok konulardaki tasarımlarım gerçekleştirmeye yeterli değildi. Ancak “yapma kuş” gibi birçok ta sarımları da tutarsızlıktan öteye gidemezdi.

Arşimet ve Vinci zekâlarının derinliği, teknik icatlarının verimliliği insanı şaşkınlığa sürükleyen iki dâhi olmakla birlikte, birbirlerinden değişik kişilerdi… Sırakusalılara icatlarını, özellikle Romalı askerlerin acısını duyduğu maddesel gerçekler haline getirebilmişlerdi. Çünkü Arşimet bilime ve kurucusu olduğu statiğe dayanıyordu. Sezgi, gözlem ve deneylerden hareket eden Floransalının icat-larıysa, bilimin bunları değerlendirir(1) Yajnıwa görot» ve deneye dayanabilecek düzeye ulaşmamış olmasından ötürü, birer taslak halinde kaldı. Ancak J634′te Belçikalı SleviıTin ortaya koyacağı “güçlerin bileşimi” ilkesi olmadan bir santrfüjlü pompanın planını uygulama olanağı var mıydı; gerçekten de “merkezkaç” gücünün nasıl işlediği, Vinci’nin döneminde de bilinmekteydi,
Aynı Kategorideki Diğer Yazılar
Çikolatayla Çalışan İlk Yarış Arabası
Türklerden Parmak İzinden Yüz Tanımlayan Sistemin İcadı






Buy:Amoxicillin.SleepWell.Zetia.Acomplia.Female Cialis.Lasix.Benicar.Seroquel.Aricept.Lipitor.Nymphomax.Female Pink Viagra.Cozaar.Wellbutrin SR.Buspar.Ventolin.Prozac.Lipothin.Advair.Zocor….