Demirin Tarihi | Teknoloji.Tc

Demirin Tarihi


Ludwİg Beck adlı bir bilgin demirin tarihini yazdı. Tam yedi bin sayfa içinde demirle ilgili her sorundan önemle söz edilir. Beck’in vardığı sonuca göre; insanlar, Öbür madenlerden önce demiri eritmesini öğrenmişler ve bu İşe de aşağı yukarı Milattan 3500-4000 yıl önce başlamışlar. Geçen yüzyılda, Mısır’da bulunan ve M.Ö. 2600-2900′ncü yıllar arasında işlenmiş olduğu sanılan küçük demir parçacıkları da bazı bilginlerin demir üretimi M.Ö. 4000′nci yıllara vardırmalarına neden olmuştur. Bunlar arasında daha atak görünenler, Milattan beşbiri yıl öncesine de giderler. Ünlü bir dünya ansiklopedisinde de M.Ö. altıncı bin yıldan söz edilmektedir. Ansiklopedide şöyle yazmaktadır: “Nerede demirce zengin cevherler varsa, omda biraz fazlaca odun kömürü yığıp bîr çukur içinde demiri eritivermek ve dönülebilir demir elde etmek işten bile değildir.”

İnsanlar, ister M.Ö. 6000 yılında, isterse 3500 ya da (Montehius’un kabul ettiği gibi) 1500′ncü yıllarda demir işlemeye başlamış olsunlar; cevherden saf demir elde etmek ustalığını öğreninceye kadar yine binlerce yıl ■ ıni^ oldukları değişmeyen bir ger-cevherden demir çıkar-M.K. XIV ve XV. ytiz-ı ılrııılr wvheri bulunan yerlerde düzenli cevher çıkarılmasına da M.Ö. 1500 yıllarında başlandı.

Ama bu başlayış, en eski çağlara ait demir malzemenin bulunduğu Mısır’da değil de, pek çok demir cevheri bulunan Ön-Asya’da oldu. Buna kanıt olan bir belge Boğazköy kazılarında ele geçen bir Hitit kralının, Firavun İkinci Ramses’e (M.Ö. 1292-1225) yazdığı bir mektuptur.’ Bu mektuptan öğrenildiğine göre; Mısırlılar, zaman zaman Hititlere demir siparişi veriyorlardı. Bu mektup, demirden söz eden ilk yazıdır. İlk Yunan yazısı da doğudan söz ediyor. Ama bunda demirin vatanı olarak adı geçen 1da Dağı; ha Girit’te olmuş, ha Frikya’da… Orası önemli değildir. Küçük – Asya, Suriye ve Kafkasya’nın bir bölümüyle beraber Hititlere ait bir ülkeydi. Demir, M.Ö. I. yüzyıl başlangıcında buradan çıkıp bütün Akdeniz’i kaplamıştır.

Yunanlıların Homeros döneminde demiri tanıyıp kullandıklarını “İli-ada’Man öğreniyoruz. Destanda Tru-va üstüne anlattıkları, kuşkusuz, kendinden birkaç yüzyıl önce olan Tru-va Savaşı dönemini belirtmekten vok kendi dönemini (yani, M.Ö. VII, yüzyıl sırasında Ege yöresini yansıtıyor olmalıdır. Bizim için Önemli ulun, Homeros’tan Önce ve bir nlnsılıkla Darların göçü Miulurıııüım l>cı ı (M.O.1100 yi! önce) Yunanlıların demir kullandıklarıdır.

Çok eski çağlardan beri Romalılara demir veren, bu demiri ElbeAda-sı’ndaki maden ocaklarından çıkaran Etrüsklerdi. Fakat yalnız Elbe’nin demiri Roma’ya yetmiyordu. Roma’nın ikinci siiah deposu da Iberya Yarıma-dası’ydı. İspanyol bıçaklan daha Yunanlıların çağında bile ünlüydü. Roma askerlerinin silahı da kısa bir İspanyol kılıcı olan “gladius hispa-nus”du.

Roma’nın üçüncü bir demir kaynağı da sınır kolonileriydi. Romalılar nerede demire rastladılarsa (aslında Alplerin öte yakasına geçtiklerinde demir bütün kuzeye yayılmış bulunuyordu) hemen alıp, garnizonlarım silahlandırdılar. Galya’da, Belçika’da, Britanya ve Cermanya’da Hıristiyanlıktan çok önce demir cevheri işlenmesi biliniyordu.

Demir, Ortaçağ’da da tıpkı ilk çağlarda olduğu gibi cevherden ay-rımlanmadı ve söküle söküle çıkarıldı. Önceleri ocakları tepelerin üstüne kuruyorlardı ve bol rüzgâr esince de ateş pek tavlı oluyordu. Sonraları aynı işi körükle görmeye başladılar. Ama ocakların yavaş yavaş büyümesine ve gelişmesine karşılık, alınan demirin bir noksanı vardı: Çok yumuşaktı ve içinde çok az karbon buunu-yordu. Çetik yapabilmek İçin demirin içinde sürekli karbon bulunması gereklidir. Oysa bu, o zamanlar yenilemeyecek bîr zorluktu. Eski dünya ise”, çeliği hiç bilmiyordu.

No tag for this post.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.