UÇAK HER TÜR AMACIN HİZMETİNDE
right uçak tiplerinin yaygınlıklarını korumalarına karşılık, 1910 yıllarında onların bu alandaki etkileri giderek azaldı ve çeşitli ülkelerde bağımsız modeller ortaya çıkmaya başladı. En yüksek dirençli uçaklar çift yüzeylilerdi ama, tek yüzeyli uçaklar üstündeki çalışmalar da sürdürüldü.1910 yılında Junkers Almanya’da tellerle tutturulmak yerine, gövdeye takılmış, konsol kanat tipinin patentini aldı. Bundan bir yıl sonra, yine bir Alman uçağında yeni bir gelişme denendi ve iniş takımlarının uçuş sırasında gövde altına alınabilmesini sağlayan bir mekanizma yapıldı. Ayaı günlerde ve İngiltere’de, Farnboro-ugh’takİ Kraliyet Uçak Fabrİkası’nda oleo tipi (Yağlı bir amortisör içeren teleskopik geçmeli iniş dikmesi) bir iniş takımı tasarımı yapıldı. Bütün bu gelişmeler, uçak yapımında ağaç ve tel yerine metallerin kullanımına doğru bir geçişi gösteriyordu. Uçak yapım alanındaki öteki gelişmelerle çekiş gücü veren motorların, kanatların, kuyruk takımının ve iniş takımlarının ta-kıtabileceği silindir biçimli gövdelerin ortaya çıkışına yol açtı. Böylelikle pilot, yolcular ve motor da hava akımından daha iyi bir biçimde koruna-biliyorlardı.
Uçakların askeri amaçlarla kullanılabilecekleri de kanıtlanmıştı. Başlangıçta askeri uçakların yalnızca keşİf görevlerinde yararlı olabileceği düşünüldü. Ne var ki, yolcu taşıyan uçakların başka yükler de taşıyabilecekleri açıktı. Öte yandan, uçakların akrobatik hareketleriyle havada neler yapabilecekleri Birinci Dünya Sava-şı’ndan çok önce gösterilmişti. Söz konusu savaş sırasında Almanya, Fransa ve İngiltere’de yapılan uçak modellerinde büyük gelişmeler görüldü ve küçük motorlu, kutu-uçurtma kanatlı uçaklar tarihe karıştı. Fokker firması; Almanya’da Morane Para-sol’un üstten kanat, Junkers’in de konsol kanat düşüncelerini bir araya getirip, bir dizi tek yüzeyli uçak yaptı. İngiltere çift yüzeyli uçaklardan vazgeçmedi ve 1917′den sonra çok etkili çift yüzeyli avcı ve bombardıman uçakları yaptı. Bu sırada Almanlar, daha önce Amerika’da benimsenen güçlendirilmiş kanat kaplamalarını konsol kanatlara uygulamaya başladılar. İngiltere sonunda tek yüzeyli uçaklara geçti; ama, gövde yapımında kendi buluşu olan Jeodezik yapımı kullandı. Bu, alüminyum şeritlerden oluşturulmuş bir tür sepet örgü-süydü ve gerilimleri Önce kaplamaya aktarıyor, sonra dayüzeyin hernok-tasına-dağılıyordu. Savaş hasarlarına karşı çok dayanıklı olduğu kanıtlanan bu yapı, ağır oluyor ve metal kaplama yerine kumaş kaplama gerektiriyordu. Güçlendirilmiş kaplama tekniğinin çok daha iyi sonuç verdiği ortaya çıkınca bu yapı da kullanılmaz oldu.
1920 yıllarının ortalarında yapılan uçaklar, Birinci Dünya Savaşı sonun-dakilerden pek değişik değildi. Bu yıllarda yapılan uçaklar, su soğutmalı motorarla donatılıyor ve tek ya da çift yüzeyleri dıştan tel ya da çubuklarla destekleniyordu. 1919 yılında Amerika’da Raymond Orteig Paris’ten New York’a hiçbir yere İnmeden uçacak bir pilota 60.000 dolarlık bir ödül vereceğini açıkladı. Bu ödülü 1927′de Amerika’da posta pilotluğu kazandı. Lindberg’in “Spiril of St Louîs” adlı Ryan tipi tek yüzeyli uçağı; 3.600 millik uzaklığı, hiçbir yere İnmeden 33 saat 39 dakikada uçtu. O tarihden sonra da hava soğutmalı motorlar hızla yaygınlaştı.
1920 yıllarının sonlarında havacılığın hem sivil, hem de askeri kollarında çalışmalar arttı. Yarışmalarda gerçekleştirilen hız ve havada kalma rekorları, uçak dizaynında bazı değişikliklerin yapılmasını zorunlu kılıyor, fakat bunlar düzenli olmuyordu. Yeni ve daha güvenilir uçak motorlarının geliştirilmesi, uçakların öteki özelliklerinin de değiştirilmesine neden oluyordu.
O yıllarda helikopter gibi Öteki hava araçları alanında ela önemli çalışmalar görüldü. Hu çalışmalar lıula-narak Sovyetler BirligTııdcki Sikorv ki, Almanya’daysa l-’uckv ve Afhıtr-lis öncülük etr’^r. Aynı günlerde İspanyol Juan ue la Cierva da, motorsuz rotoru bir pervanenin rüzgarıy-la çalışan Otojir’i yapmıştı.
Loening, amfibik {Denize de iniş-kalkış yapabilen) uçaklarda kullanmak içîn içeri alınabilen İniş takımları geliştirildi. Sikorski de aynı çalışmayı yaptı ama bu tür iniş takımları küçük uçaklar için çok pahalı ve ağır olmaktaydı. Bu konudaki çalışmalar sürdürüldü ve 1930 yıllarının başlarında uçakların çoğuna, daha etkili bir hava direnç gücü sağlama amacıyla yukarı doğru katlanan iniş takımları monte edildi.
GÜNÜMÜZE DOĞRU
İçeri alınabilen iniş takımlarının öneminin kabul edilmesinin yanı sıra, rüzgâr tünellerinde yapılan deneylerle kanat ve öteki yüzyeler için yeni kesitler ortaya çıktı. Bu yenilikler arasında bir perdövites’e (Havada kalabilmek için gerekli en düşük hız) yaklaşıldığını uyaran ve kanadın hücum kenarına takılarak hava basıncıyla çalışan, Handley Page otomatik slotu da vardı. Bu sistem aynı zamanda, slottan geçen hava akımını çoğaltıp perdövitesi gecikiyordu. Kanadın arka, kenarındaysa, kanat yüzeyini ve eğimini artırarak düşük hızlarda kaldırma gücünü çoğaltan hareketli flap’Iar takıldı.
Bir süre sonra yeni yapım malzemeleri denendi. 1940 yıllarına kadar ağaç, bez ve telden oluşan malzemeler bütünüyle ortadan kalktı. 1930 yıllarının başlarında büyük uçakların çoğu çift motorlu hale geldi: Ne var ki, dört motorlu uçaklar 1930 yıllarının sonlarında ancak gerçekleştirildi. 1933 yılında yapılan Boeing 247 ve 1934′te yapımına başlanan Dougtas DC serisi uçaklar hava taşımacılığında devrim yarattılar. Bu uçaklar büyük olmalarına karşılık gürültüsüzdü ve aşağı yukarı her tür hava koşulunda tehlikesiz, uçuş yapmayı sağlayacak navigasyen aygıtları ve iniş donan ım-lanyla donatılmışlardı. Denizaşırı uçuşlar için Fransa’da, Lal£coere tarafından büyük deniz uçakları yapıldı. Daha sonra da, Sikorski’nin S-42 uçan tekne’sine ve Glcen Martin ile Boeing tarafından Cliper tipi uçakların yapımına geçildi.
Bu yılların uçak yapımcıları jet motorlarıyla da deneylere başladılar, ilk jet uçuşu, 1939 yılının Ağustos ayında, Alman Heinkel He 178 uçağıyla gerçekleştirdi.

İkinci Dünya Savaşı uçak dizaynlarında gelişmeleri hızlandırdı. Bu yıllarda uçakların hâlâ pistonlu motorlarla donatılmış olmalarına karşılık, jet ve roket motorları üstünde de çalışmalar sürdürülmekteydi. İlk jet uçağının uçuşundan yaklaşık iki yıl sonra (1941 Mayıs’ında) bir Whitlle jet motoruyla donatılmış İngiliz Glos-ler uçağı bir deney uçuşu yaptı. Bunu, Amerika’nın 1942 Ekim*ayında yaptığı çift jet motorlu Bell XP 59A uçağı izledi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Busemann ve Bet/ İle İngiliz R.T.Jones, süpersonik uçak dizaynları üzerine çalıştılar. İlk süper-sonik uçuş, 1947 yılında, Bell X-l uçağıyla Amerika’da başarıldı. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına kadar yaklaşık 1.300 çift jet motorlu Messerschrnitt Me 2tl avcı uçağı yapıldı. İngilizler de aynı yıllarda Gloster F-9-40 Meteordu yapmaktaydılar.
1949 yılında De Havilland Co-met’in öncüsü olduğu yüksek hızlı, jet motorlu yolcu uçaklarının yapımına kadar, hava taşımacılığı pervaneli uçaklarla sürdürüldü. Jet gücüyle pervane döndüren türboprop motoru, jet motorundan daha sonra geliştirildi. Bu tür motor kullanan ilk yolcu uçağı, Comet’ten bir yıl önce yapılan <1948′de) İngiliz uçağı Vİckers Visco-unt’tu.
Daha sonraki yıllarda çeşitli füzelerin ortaya çıkmasıyla askeri uçakların Öneminde az da olsa bir azalma görüldü. Buna karşılık, sivil hava taşımacılığının önemi her geçen gün daha arttı. Bu durum, Boeing 747, Lockheed TriStar, McDonnel-Douglas DC-10 ve Airbus Industrie A-300B gibi geniş gövdeli dev jet yolcu uçaklarının yapımıyla kendini gösterdi. Gencide yolcu taşıma kapasiteleri 340-500 koltuklu uçakların yapımı planlanmaktaydı.
Dünyanın ilk i arif el i süpersonik jet yolcu servisi, 21 Ocak 1976 tarihinde, BAC/Aerospatiale ortak yapımı olan Concorde uçağıyla başladı.Papin’den VVatt’adek buharlı makinenin İcadı ve geliştirilmesi için bütün bir yüzyıl boyu harcanan sonsuz emek ve çabaların yan! sıra, Lefoon’-dan OaimSer ve Forest’e dek uzanan patlamalı motor araştırmaları ve Di-esef’in bir aracı: motor bulma konusundaki inatçı çalışmaların XIX. yüzyılın ne bitmez tükenmez bîr çabalar içinde geçtiğini kanıtlamaya yeter. Bulma zorunluluğunun yanında ölüm hiç geliyordu. Dünya itici güce doymuyor, İstekler arttıkça artıyor, bunun sonucu gittikçe çeşitlenen ve güçlenen makineler icat ediliyordu. Bu nedenle, mühendisler telaşa düşmüş, yeni kaynaklar bulma tutkusuyla çevrelerini taramaya başlamışlardı.






Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.