BEYAZ KÖMÜRÜN İCADI
1868′de Fransız mühendis Joseph-Jean-L6on Farcot (1824 -1908) “ser-vomotor”u icat etti.Ancak,

1869′da Berges adlı bir kâğıt üretimcisi hamur makinelerini çavlanlardan yararlanarak işletmeye karar verdiğinde ne servomotor ve ne de Gramme dinamosu vardı. Aristi-de Berges (1833 – 1904) Dauphine Alpleri’nin eteklerindeki Gresİvaudan Vadisi’ni geziyordu. Her yanda sularçağlıyor, her yanda hidrolik çarklar dönüyordu. Burada yerin durumu, akarsuların ve ormanların bolluğu nedeniyle geleneksel bîr kâğıt sanayii kurmuştu.100,150, 200 metreden akan çav-lanları hayranlıkla seyreden Berge’s, “Bunlardan nasıl yararlanılabilir?” diye düşünmeye koyuldu. Kuşkusuz, bunu kendisinden önce birçok kişiler düşünmüşlerdi. 1837′de Fourneyrön 114 mertelik bir cavlanın sularını bir kanalizasyona vermişti, hatta aynı vadide Sanayici Matussiere, mühendis Fredet ile birlikte 137 metrelik bir çav-landan yararlanmaktaydı, Berges’in değeri, o dağdaki buzulların eridiğinde vadiye doğru ne denli olağanüstü bir enerji gönderdiklerini kestirmesi ve bundan topluca yararlanmanın yollarını tasarlam asıdır. Kanallar aracılığıyla yüksek bir evde depo barajlar kurmak ve suları buradan türbinlere akıtmak en iyi yoldu.
1 Ekim 1869′da bu türbinlere takılan hamur makineleri işlemeye başlayınca yüreklenerek girişimini genişletmeye karar verdi. Bu kez 500 metre yükseklikteki bir cavlana el attı. Ancak burada debiyi ayarlamak ge-. rekiyordu; çünkü yazın sıfır, kışın gereğinden fazlaydı. 1869′da aklına yeni bir fikir geldi: Dağın tepesindeki Cro-zet Gölü’nü bir depo yaptı. Dibini deldi, bir kanalizasyon bağladı ve bir de vana ekledi. Biriken bu enerji yardımıyla her mevsimde fabrikasını işletebildi.
1889′dan başlayarak, öncünün bu girişimi mühendisler dünyasında duyulmuş ve “beya/ kömür” halk arasında ün salmıştı. Onun aracılısında Alpler’de yararlanmayı bilenin emrine hazır 5 milyon beygirlik bir enerji kaynağı keşfedilmişti. Üstelik bu, hem kömür linkinden daha ucuz, hemde doğanın her yıl yenilediği bir enerjiydi.
“Beyaz kömür” dinamonun icadından ve bunun hidrolik enerjiyle iş-letilmesi düşünüldükten sonra büyük bir gelişme gösterdi.
1887′de genç bir Normandiyalı yepyeni bir yöntemin beratını aldı. Paul Heroult adlı bu mucit (1863-1914) babasının ölümü üzerine bir tabakhanenin sahibi olmuş ve bundan yararlanarak kendini araştırmalara vermişti. Bulduğu yöntem, içine alümin karıştırılmış erimiş ham alüminyum madeninin elektrolizinden oluşmuştu.
Heroult, Alpler’de bir fabrika kurdu (1893) ve alüminyumun parlak çağı asıl o zaman başladı. Garip bir rastlantıyla aynı dönemde ve aşağı yukarı aynı yıllarda, aynı yöntem Amerika’da kimyacı Charles Martin Hail (1863 – 1914) ve Almanya’da kimyacı Martin Kilianİ tarafından da uygulamaya kondu.
Gelecek yıllarda önemi gittikçe belirecek olan bîr metalürji aracının icadını da bir Fransıza borçluyuz: Elektrik fırını. Mucidi Henri Moisson (1852 – 1907), verimli çalışmaları nedeniyle Bilimler Akademisi üyesi olmuş ve Nobel Armağanı da almıştır.
Moisson ilk fırınını 1892′de yaptırdı. Bu 3.000 derece ısı sağlayabiliyor ve saatte 800 frank elektrik harcıyordu. Bu araç sayesinde mucit suni pırlanta elde etti; daha doğrusu ettiğini sandı. Oysa, icadının asıl ilginç yanı, elektrikli fırının kendisiydi. Sanayie çağdaş elektrokimyanın temeli haline gelecek eşsiz bir araç armağan etmişti. Gerçekten elektrikli fırın gelecek yıllarda durmadan gelişecek, kullanma alanları artacak ve üretimi çoğalacaktır.

İki Norveçli fizikçi; Birkeland vç mühendis Eyde, bunu 19O5′te havanın azotundan ve oksijeninden yararlanarak sentez yoluyla nitratlar yapımında uyguladılar. İki Alman kimyacısı Frank ve Caro bunlara kalsiyum karbürünün havadaki azotla karıştırılmasından elde edilen azotlu gübre “cyanamide”i eklediler. Kalsiyum karbürü elektrikli fırının bir ürünüydü.
Elektrikli fırının başka ürünleri de oldu: Tungsten karbüründen yapılma bir aşındırıcı olan “carborundum”; güç etkilenen bir madde olan tantal karbürü, Martin fırınının ürünü çelikten daha sert ve pahalı olan yüksek kaliteli çelik gibi…
ELEKTRİK ENERJİSİNİ DÖNÜŞTÜRMEK
Elektrik enerjisi öteki enerjilere benzemez. Buhar, petrol ve kömür kimyasal ve kalorik enerjilerdir. Elek-trikse bütün bunlar ve daha başka şeylerdir. Ona, bir “süper enerji” demek yanlış olmaz. Onunla bir telefonu ve bir lokomotifi ya da bir hesap makinesini işletebilir, bir kuluçka makinesini ısıtabilir, bir buzdolabını soğutabilir, yapay gübre üretilebilir. Bu enerji aynı kolaylıkla bir geminin pervanesini ve bir tıraş makinesini döndürebilir. Elektriğin olağanüstü enerji verme yeteneğine bir kanıt da, ilerlemenin son aşaması diye bildiğimiz atomun bile tam etkililiğini ancak kilovat saata çevrildiğinde göstermesidir.
Elektrokimyanın, elektrometalur-jinin ve ampulle aydınlanmanın geliştiği sıralarda Ernst Siemens 1876′da ilk elektrikli lokomotifi yapıyordu.
Elektrik yalnız alternatör ve elektrik motoru gibi teknik alanda devrimler yaratan icatların anası olmakla kalmamış, aynı zamanda radyo ve sinemanın da yaratıcısı olmuştur.
Sinema ye radyo, yığınsal haberleşmede dikkate alınması gereken bir güç olarak karşımıza çıkar. Bu iki icat da dinamonun eseridir. Elektrik olmasaydı, ne sinemaya ve ne de radyoya sahip olabilirdik. Sinema, XIX. yüzyıl boyunca yapılan bir yığın gözlemler , icatlar ve denemeler sonunda yavaş yavaş doğmuştur. Biümadam-ları ışığın gözün ağtabakasmdaki etkilerinin sürekliliğini inceliyorlardı. Olgu, Newton tarafından beyaz ışığın prizmanın yedi rengine dayanılarak meydana getirilmesinden ötürü ele alınmıştı. Konu Avusturyalı fizikçi Stampfer tarafından 1833′te İncelenmiş ve bu bilgin yaptığı gözlemler sonucunda stroboseope’u (çok hızlı hareketleri yavaşlatarak incelemeye yarayan araç) Belçikalı fizikçi Plateau da phenakistiscope’u (içindeki resimlerin hızlı çevrilmesİyle hareket izle-minİ veren araç) icat etmişlerdi. Birincisi, İlerde sanayide yer alacak ilginç bir bulgu, İkİncisiyse bir oyuncaktı: Üstündeki ufak deliklerden bakıldığında oynayan resimlerin görüldüğü döner bîr yuvarlık levha. Bu oyuncağı matematikçi Horner, bir dikey eksenin çevresinde dönen kutu şekline soktuğunda büyük ilgi uyandırmıştı (1834).Ne var ki, bu araç bir kişi tarafından görülebiliyordu. Bunu bir seyirci kitlesinin görebileceği şekliyle sokmak için çalışmaların başlaması olağandır. Yapılacak iş, bu resimleri bir ekrana yansıtmaktı. O dönemde bunu gerçekleştirebilecek araç ise “izdüşüm feneri” dedikleri bir araçtı. Franz von Uchatius adlı bir Avusturyalı subay, 1853′te camdan bir yuvarlak levhanın çevresine renkli resimler çizmeyi düşündü. Bu levha bir objektifin önünde döndürüldüğünde resimler sırayla ekranın üzerine yansıyor ve projeksiyon onu kabataslak hareketler halinde görünür duruma sokuyordu.Bu sistemin kusuru küçük hareketleri; sözgelişi,-, bir dans figürünü göstermekleri İleriye gidememesiydi. Sahneyi uzatmak için levhayı büyütmek gerekiyordu ve bu da ağırlık ve levhanın camdan; yani, kırılır bir maddeden yapılması gibi güçlükler yüzünden gerçekleştirileıniyordu. Yuvarlak cam levha yerine uzun bir saydam kurdela kuflanmayı düşünenler çıkmıyor değildi; ama bu kurdela neden yapılabilirdi? Selüloir de henüz keşfedilmemişti. Ayrıca, çizilmiş resimler yerine fotoğraflar koymak da özkouiisu olamazdı, çünkü Eastman fotoğraf filmini ancak 1886′da bulacaktı.
Aynı Kategorideki Diğer Yazılar
Çikolatayla Çalışan İlk Yarış Arabası
Türklerden Parmak İzinden Yüz Tanımlayan Sistemin İcadı






Buy:Prevacid.Lumigan.Synthroid.Zovirax.100% Pure Okinawan Coral Calcium.Retin-A.Zyban.Valtrex.Prednisolone.Nexium.Mega Hoodia.Actos.Accutane.Arimidex.Human Growth Hormone.Petcam (Metacam) Oral Suspension….
Abi http://wt2.tsu.ii88.fr : Abi…
Caravans…